Allah'ın Selamı, Rahmeti ve Bereketi Hidayete Tabi Olan Kullarının Üzerine Olsun...

İSLAMİ BİLGİ PAYLAŞIM SİTESİ
AnasayfaTakvimSSSAramaKayıt OlGiriş yap

Ashabın Metin Tenkidi - Sünnetin Sünnete Arzı

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek
Yazar Mesaj
e-mir
Admin
Admin
avatar
Yaş :
Kayıt tarihi : 02/02/09
Mesaj Sayısı : 1596
Nerden :
http://www.rahmet.yetkin-forum.com
MesajKonu: Ashabın Metin Tenkidi - Sünnetin Sünnete Arzı Salı 22 Ara. 2009, 19:39

II. Sünnetin Sünnete Arzı
Sahabenin bazı hadislerin sıhhatini tespitte Kur'an'ı ölçü aldıklarını, Kur'an'ın lafzına ve mânasına tutunarak ona muhalif rivayetleri kabul etmediklerini ancak bunun -hâşâ- Peygamber'in sözünü reddetmek anlamına gelmediğini önceki sayfalarda zikretmiştik. Onların kendilerine nakledilen bilginin gerçekten Peygamber'e ait olduğunu bildiklerinde buna herhangi bir itiraz veya muhalefet etmeleri mümkün değildi. Ancak sahabe bazen daha önce bilmedikleri hususlar rivayet edildiğinde nakleden kimsenin hıfz ve zabtından veya doğru duyup anladığından şüpheye düştükleri de oluyor, nakledilen haberin Allah'ın kitabına aykırılığını görüyor bu da şüphelerini te'kit ediyordu. Ve onlar rivayet edilen gerçekten Allah Resûlü'nün kelamıysa Allah'ın kitabına muhalif olamayacağını biliyorlardı.

Sahabenin Kur'an'a bağlılıkları ve onun hükmünde itifak etmeleri sebebiyle; hadislerin sıhhatini tespit etmek için onları Kur'an'a arzetme metotları kesin olmakla birlikte aynı gaye ile hadisleri birbirine arzetmeleri bu kadar belirgin değildir. Bazı hükümler hakkında sahabenin münakaşa etmesi, farklı yorum yapması ve Kur'an ile sünnetten farklı istidlal metotları kullanması söz konusuydu. Bu meselelerde sahabenin tamamının kabul ettiği ve kesin neticeye vardığı hususlar ise çok azdı.

Çoğu kere ihtilaf eden her sahabenin kendi görüşünü desteklemek üzere Peygamber'den hadis rivayet ettiğine ve karşı tarafın kanaatini kabul etmediğine şahit olmaktayız. Bu durumda her iki taraf da görüşünü desteklemek üzere delil olarak hadis zikretmekte, bazen zikredilen her iki hadis de aynı konuda delil olabilmekteydi. Bazan da hadisin mânası sarih değilse söz konusu her iki hadisi veya birisini delil olarak kullanabilmek için ayrıca araştırmaya ihtiyaç duyulmaktaydı. Böylesi durumlarda delil olarak zikredilen hadislerden birini diğerine tercih etmekte takip edilen usuller ne idi?

Bu çalışmada bir kısım meselelerden hareketle sahabenin birbirine muhalif hadislerden birini alıp diğerini terketmelerini gerektiren tercih ölçülerini tespit etmeye çalıştım. Burada konuyu araştıranların bizim ulaşamadığımız daha başka kriterleri tespit etmelerinin de mümkün olacağını ifade etmeliyiz. Tespit edebildiğimiz tercih sebeplerini şöylece sıralayabiliriz: [1]

1. Sünneti İlgili Olana Sorma ve Yaptığı Açıklamayı Kabul Etme

Sahabeye göre bu konularda en çok kullanılan metot, konuyla ilgili şahsa sormak ve onun verdiği bilgi ve haberi kabul etmektir. Nitekim sahabe Peygamber'in evi içinde meydana geldiği için haberdar olmaları mümkün olmayan husustan Resûlullah'ın hanımlarına soruyorlardı. Başkalarının muttali olmadığı konularda sahabe çoğu defa müminlerin annelerinden birine soruyor, onlar da biliyorlarsa gerekli açıklamayı yapıyor, konuyla ilgili bilgileri yoksa bu durumu da açıkça ifade ediyorlardı.

Aşağıda sahabenin bu ölçüyü kullandıklarını gösteren olaylardan bazı örnekler zikredeceğiz. [2]

a. Oruçlunun Cünüp Olarak Sabahlaması

Ebu Bekir b. Abdurrahman anlatıyor:
"Ebu Hureyre'nin: 'Cünüp olarak sabahlayan oruç tutmasın' dediğini işittim ve bunu babam Abdurrahman b. el-Haris'e anlattım. Babam kabul etmedi ve konuyu araştırmak üzere birlikte Âişe ve Ümmü Seleme'ye gittik ve babam durumu Âişe ve Ümmü Seleme'ye sordu. Her ikisi de Peygamber'in ihtilam dışında cünüp olarak sabahladığını sonra orucuna devam ettiğini söylediler. Daha sonra babamla birlikte Mervan'ın huzuruna çıktık. Babam olayı anlattı. Mervan, Ebu Hureyre'ye git ve ona mutlaka bunu söyle, dedi. Ebu Hureyre'ye gittik. Abdurrahman durumu anlatınca o, 'Bunu size Âişe ve Ümmü Seleme mi söyledi?' diye sordu. Evet cevabını alınca da, 'Onlar bu konuyu daha iyi bilirler' dedi. Bunun üzerine Ebu Hureyre, kendisinin bu sözü bizzat Peygamber'den değil, Fadl b. Abbas'tan işittiğini söyledi ve bunun sonucunda Ebu Hureyre kendi görüşünden vazgeçti" [3].

Bu hadise, sahabenin hadis tenkidi metotlarını gösteren güzel bir örnektir. Zira Abdurrahman b. el-Haris, Ebu Hureyre'den işittiğini kabul etmemiş, araştırmak amacıyla Peygamber'in hanımlarına gitmiştir. Çünkü onlar konuyu en iyi bilmekteydiler. Nitekim Ebu Hureyre de görüşüne aykırı olmasına rağmen, Âişe ve Ümmü Seleme hakkında, "onlar bunu en iyi bilenlerdir, bu gibi konulardaki hükümleri onlardan öğreniriz" demiş ve kendi görüşünde ısrar etmekten vazgeçmiştir.

Bu hadiste, sahabenin metin tenkidi yaptıkları, başkasından işittikleri rivayetleri konuyla ilgili şahıslara sorarak araştırdıkları başka açıkça görülmektedir. Nitekim Abdurrahman b. el-Haris, bu konuda Ebu Hureyre'den farklı bir bilgiye sahip olduğunu anlayınca, Hz. Peygamber'in kendisine ulaşmayan, konuyla ilgili başka açıklamalar yapmış olabileceği düşüncesiyle, Ebu Hureyre'den işittiği ile yetinmeyerek, işin doğrusunu öğrenmek üzere derhal Resûlullah'ın hanımlarına gitmiştir. Ebu Hureyre ise; görüşünün yanlış olduğunu anlayınca hatasında ısrar etmemiş, müminlerin annelerinin konuyu daha iyi bildiği düşüncesiyle, kendisinin de hadisi bizzat Peygamber'den işitmediğini zikrederek rivayeti aldığı şahsın Fadl olduğunu açıklamıştır. Peygamber'den bizzat işiten, ona yakın ve konuyla ilgili bir kimsenin rivayet ettiği hadis, başkalarından rivayet eden kişinin sözünden kabule daha layıktır. Zira başkasından rivayet eden kişi, bu hükmü ayrı bir metinden çıkarmış ve bu konuda Resûlullah'ın son hükmünü bilememiş olabilir.

Şu halde sahabenin Âişe ve Ümmü Seleme'nin rivayetlerini tercih etmeleri, diğer sahabîlerden söz konusu hususu daha iyi bilmeleri, Resûlullah'ın yakınında bulunmaları ve Peygamber'in hanımlarından başkasının bilemeyeceği hususlara muttali olmalarından dolayıdır. [4]

b. İnzal Olmayan Cinsî Münasebetten Dolayı Guslün Gerekmesi

Ubeyd b. Rifaa el-Ensarî'nin anlattığına göre, Zeyd b. Sabit'in de bulunduğu bir mecliste inzalden dolayı guslün gerekliliğini tartışmaktaydılar. Zeyd, "Sizden biri cima eder, fakat meni gelmezse, cinsel organını yıkayıp namaz abdesti gibi abdest alması yeterlidir" dedi. Orada bulunanlardan biri gidip Zeyd'in bu görüşünü Ömer'e anlattı. Ömer ona gidip Zeyd'i getirmesini ve olaya şahitlik etmesini söyledi. Zeyd geldi. Bu sırada Ömer'in yanında Ali b. Ebu Talib ve Muaz b. Cebel de bulunmaktaydı. Ömer Zeyd'e, "nefsinin düşmanı, insanlara bu fetvayı sen mi veriyorsun?" diye sordu. Zeyd, "Allah'a yemin olsun ki, bunu ilk defa ben söylemiyorum. Ben, amcalarım Rifaa b. Raff ve Ebu Eyyûb el-Ensârî'den işittim" diye cevap verdi. Ömer yanında bulunan sahabîlere bu konudaki görüşlerini sordu. Onlar ihtilaf edip, farklı cevaplar verdiler. Bu durum karşısında Ömer, Bedir'e katılan değerli kimseler olduğunuz halde ihtilafa düştünüz, diyerek hayretini ifade etti. Ali, Ömer'e, "Birini Peygamber'in eşlerine gönder, böyle bir şey varsa onlar daha iyi bilirler" dedi. Ömer önce Hafsa'ya sordurdu. O, konuyla ilgili bilgisinin olmadığını söyledi. Daha sonra Âişe'ye sordurdu. Âişe, "sünnet yerleri birbirine kavuştuğunda gusül vacip olur" diye cevapladı. Bunun üzerine Ömer, "kim bunu yapar da gusletmezse onu cezalandırırım" dedi [5].

Zikrettiğimiz bu olay, sahabenin hadis tenkidini, bu konuda takip ettiği metodu ve gerçeği arama ile bu husustaki titizliklerini gösteren bir başka örnektir.

Sahabenin, Ömer'in yanında ihtilafa düşmeleri ve Ömer'in bu hususta 'Ey Allah'ın kulları Bedir'e katılan değerli kimseler olduğunuz halde ihtilafa düştünüz' demesinden daha açık delil yoktur. Bu rivayeti Zeyd b. Sabit sadece amcalarından rivayet etmekle beraber onun görüşünü destekleyen başka sahabîler de bulunmaktadır. Böyle durumlarda Ömer'in, yanında bulunan sahabe ile istişare etme,
ehl-i ilme ve konuyla ilgili olanlara sordurma metodu sağlam bir yoldur.
Yukarıdaki misalde de Ömer önce bildiği ve konuyla ilgisi olduğu için Hafsa'ya sordurmuş, onun bilgisinin olmadığını veya bu gibi meselelerde utangaç davranması sebebiyle açıklama yapmadığını anlayınca, kesin ve doğru bilgiyi Âişe'nin yanında aramıştır. Daha sonra Ömer, ashab arasındaki ihtilafı gidermek amacıyla nihaî kararını 'Kim bunu yapar da gusletmezse onu cezalandırırım' sözleriyle açıklamıştır.

Ashap arasında bu konuyla ilgili ihtilafın bir daha olmamak üzere tamamen ortadan kalkması beklenirdi. Fakat bugün bile bu konuda guslün gerekip gerekmediği ile ilgili hadisler arasındaki ihtilaf devam etmektedir. Ebu Seleme b. Abdurrahman şöyle anlatmaktadır:
"Âişe'ye gittim ve 'ey anneciğim Cabir b. Abdullah 'su (gusul) sudan (meniden) dolayıdır' dedi, diye naklettim. Bunun üzerine, Âişe, 'hata etmiş; Cabir, Peygamber'i benden daha mı iyi bilecek?, dedi ve 'Peygamber, 'sünnet yerleri birbirine kavuştuğunda gusül vacip olur' derdi', şeklinde ilâve etti. Devamla Âişe, "gusul gerektirmeyen recmi mi gerektirecek" diye ekledi
[6].

Guslün meni sebebiyle gerektiği hakkındaki bu hadisi Zeyd b. Sabit amcalarından nakletmekte ise de, Cabir b. Abdullah bizzat Peygamber'den rivayet etmektedir. Bu hadisi Ebu Saîd el-Hudrî aynı lafızla, Ubey b. Ka'b ise, farklı lafızlarla Peygamber'den rivayet etmişlerdir [7]. Ancak, bizi burada ihtilaflı iki hadisten hangisinin tercih edilmesinden ziyade, bu nevi rivayetlerde sahabenin takip edip uyguladığı metodun tespiti ilgilendirmektedir. [8]

c. Saç Örgülerinin Çözülmesi

Aişe'ye Abdullah b. Amr'ın kadınlara yıkanacakları zaman saç örgülerini çözmelerini emrettiği iletilmişti. Bunun üzerine; "İbn Amr'a şaşarım; kadınlara yıkanacakları zaman örgülerini çözmeyi emrediyormuş iyi ki başlarını traş etmelerini emretmemiş. Vallahi ben ve Resûlullah (s a) aynı kaptan yıkanırdık. Başıma üç defa su dökmekten başka bir şey yapmazdım" dedi [9]. Âişe bu konuyu kendisini ilgilendiren bir husus olması sebebiyle, Amr b. As'ın oğlundan daha iyi bilmektedir. Şöyle ki bizzat Peygamber'in huzurunda saç örgülerini açmadan gusletmiş, Resûlullah (s.a.) da onun hata yaptığını söylememiştir. Bu konuda Ümmü Seleme'den de şu rivayet nakledilmektedir:

"Peygamber'e 'Ya Resûlallah ben saçım sıkıca ören biriyim; guslettiğimde onu çözeyim mi?' diye sordum. O, “Hayır, başına yalnız üç avuç su atman yeter; sonra üzerine suyu dökünür ve temizlenirsin” buyurdu [10].

d. Farz Tavafı Yaptıktan Sonra Âdet Gören Kadının Ülkesine Dönmesi

İkrime'nin rivayetine göre, İbn Abbas ile Zeyd b. Sabit, bayram günü farz olan tavafı yaptıktan sonra âdet gören kadının durumu hakkında ihtilaf ettiler. Zeyd; "Âdeti bitene kadar Mekke'de bekler"; İbn Abbas ise: "Bayram günü tavafını yapmışsa yola çıkar" dedi.

Bunun üzerine orada bulunan Ensar: "Ey İbn Abbas Zeyd'e muhalefe ettiğin konuda sana tâbi olmayız" dediler.

İbn Abbas da onlara: "Bu durumu anneniz Ümmü Seleme'ye sorun" dedi. Ensar, Ümmü Seleme'ye sorunca, Safiyye bint. Huyey'in durumunu anlattı.

İkrime devamla olayı şöyle nakleder: "Hz. Âişe dedi ki:
Safiyye bint. Huyey -âdet görmesi sebebiyle- bizi (Mekke'de) alıkoydu bu durumu Peygamber'e anlattım; o, memleketine dönmesini emretti [11].

Bu, sahabenin ihtilafı gidermede bilen ve ihtisas sahibi kimsenin görüşünü öne çıkardığını açıklayan başka bir misaldir. Ensar Zeyd'e muhalefet ettiğinde İbn Abbas'ın sözünü kabul etmemişlerdir. Bu, asabiyet düşüncesinden kaynaklanmamaktaydı. Zira Zeyd ensardandı. Aksine, onlara göre Zeyd'in, Peygamber'in yakınında bulunması sebebiyle daha iyi bildiği anlayışından kaynaklanıyordu [12]. Konuyu müminlerin hanımlarına sormalarını tavsiye eden İbn Abbas, haklılığı açık olmasına rağmen bu konuda hatalı olan Zeyd'in ilmî mevki ve değerini takdir etmekteydi. Sonunda âdet görme kadınların özel hallerinden olması sebebiyle, Resûlullah'ın (s,a.) hükmünü öğrenmek için müminlerin kadınlarından birine soruldu. Böylece ashabın ihtilaflı olduğu bir meselede gerçek ortaya çıkmış oldu. [13]

e. İhrama Giren ve İhramdan Çıkan Kimsenin Koku Sürmesi

İbn Ömer'den rivayet edildiğine göre o, "Ömer'i 'taş attığınız ve traş olduğunuzda kadınlar ve güzel kokunun dışında her şey size helal olur' derken işittim" demiştir. Salim ise, "Âişe'nin 'kadınlar hariç, her şey helal olur, ihramdan çıkması için bizzat ben Resûlullah'a koku sürdüm" dediğini" nakletmiştir [14]. Başka bir rivayette ise, "Âişe 'ihrama girmeden önce ihrama girmesi için, şeytan taşlamadan sonra ve ziyaret tavafını yapmadan önce ihramdan çıkması için Resûlullah'a koku sürdüm' demiştir". Bunun üzerine Salim, "Resûlullah'ın sünneti uyulmaya daha layıktır" demiştir [15].

Bu konudaki rivayetlerin incelenmesi neticesinde Ömer'in bu meselede sarih bir nassa dayanmadığı, Peygamber'in söz konusu hadisinin kendisine ulaşmadığı ve bütün bu görüşleri başka bir hadisten çıkardığı ortaya çıkmaktadır. Nitekim Muhammed b. Abbad b. Ca'fer şöyle anlatmaktadır; "Ömer'le birlikte (Arafat'tan) dönüyorduk. Zülhuleyfe mevkiine geldiğimizde o telbiye getirdi, biz de telbiye getirdik. Bu esnada bize koku saçan binekli biri uğradı. Ömer "bu kimdir?" diye sordu. "Muaviye'dir" diye cevap verdiler. Bunun üzerine Ömer "bu hal nedir ey Muaviye?" diye sordu. O da "Ümmü Habibe bint Ebu Süfyan'a uğramıştım, bunu bana o yaptı" diye cevap verdi, Ömer ona "git bunlardan temizlen, zira ben Resûlullah'ı: "Hacı, üstü başı tozlu ve dağınık kişidir" buyururken işittim dedî.

Ömer, Resülullah'tan (s.a.) bu hadisi işitmiş ve ihrama giren kimsenin, ihramdan sonra üzerinde koku kalmasının haram olduğu şeklinde anlamıştı. Aslında bu konuda -muhtemelen Ömer'e ulaşmayan-
Peygamber'in ihrama girmeden önce ihram için, şeytan taşladıktan sonra ve farz olan ziyaret tavafını yapmadan önce ihramdan çıkmak amacıyla koku süründüğünü te'yid eden açık nas vardır.


İbn Ömer'e bu hadis ulaşmamış olmalı ki o ,"İhramlı iken katran sürünmem, bana koku sürünmemden daha sevimlidir" demekteydi. Bunu nakleden ravi devamla demiştir ki:

"Âişe'ye gidip İbn Ömer'in bu sözünü naklettim; o, 'ben Resûlullah'a koku sürdüm, hanımlarını dolaştı, sonra ihramlı olarak sabahladı' dedi. Başka bir rivayet ise:

"Bunu Âişe'ye zikrettim de o, 'Allah Ebu Abdurrahman'a rahmet etsin, ben Resûlullah'a (s.a.) koku sürerdim, o hanımlarını ziyaret ederdi, sonra da koku sürünmüş ve ihramlı olarak sabahlardı' dedi" şeklindedir
[16].

Onların Âişe'nin görüşüne dönüp dönmedikleri hakkında yeterli bilgi yoktur. Ancak, Âişe'nin hadisi sahabe ve tabiînin çoğuna ulaşmıştır. Nitekim Salim b. Abdullah b. Ömer, bu konuda "Resûlullah'ın (s.a.) sünneti uyulmaya daha layıktır" demek suretiyle, Resûlullah'ın sünnetine uymak için babasına ve dedesine muhalefet etmekteydi. Zira ona göre, Resûlullah'ın sünneti itaat etmeye ve uyulmaya daha layıktı.

Bu örnekleri vermek suretiyle ihtilaflı iki hadisten birini, "ravisinin daha bilgili ve mütehassıs olması sebebiyle tercih etmek ve İslâm şeriatında tâbi olunacak şer'î esasları ihtisas ehline sormak" şeklindeki kaideyi açıkladığımızı ummaktayız. Zira her konunun ayrıntılarıyla ilgilenen bir uzmanı vardır. Kişinin, uzman olduğu sahadaki görüşü, uzman olmayanlarınkinden daha kabule şayandır. Çünkü o, konuyu başkalarından daha iyi kavramakta ve bilmektedir. [17]




[1] Misfir B. Gurmullah Ed-Dümeyni, Hadiste Metin Tenkidi Metodları, Kitabevi Yayınları, İstanbul 1997: 68-69.
[2] Misfir B. Gurmullah Ed-Dümeyni, Hadiste Metin Tenkidi Metodları, Kitabevi Yayınları, İstanbul 1997: 69-70.
[3] Müslim, Siyam, 7-5.
[4] Misfir B. Gurmullah Ed-Dümeyni, Hadiste Metin Tenkidi Metodları, Kitabevi Yayınları, İstanbul 1997: 70-71.
[5] Zerkeşî, el-İcabe, s. 78; benzeri rivayet için bk. Müslim, Hayız, 88.
[6] Zerkeşî, el-İcabe, s. 145.
[7] Müslim, Hayz, 80-85.
[8] Misfir B. Gurmullah Ed-Dümeyni, Hadiste Metin Tenkidi Metodları, Kitabevi Yayınları, İstanbul 1997: 71-72.
[9] Müslim, Hayz, 59.
[10] Müslim, Hayz, 58. Misfir B. Gurmullah Ed-Dümeyni, Hadiste Metin Tenkidi Metodları, Kitabevi Yayınları, İstanbul 1997: 72-73.
[11] Zerkeşî, el-İcabe, s. 135, Bezzar'ın Müsnedimden naklen; ayrıca bkz. Keşfii'l-Esrar an zevaidi'l-Bezzar li'l-Heysemi, II, 37; benzeri bir rivayet için bkz. Buhârî, Hac, 145.
[12] İbn Hacer şöyle nakletmektedir: Ya'kub b. Süfyan, Şa'bî'den sahih senedle rivayet atiğine göre Zeyd b. Sabit hayvana binmek istedi. İbn Abbas binmesi için hemen hayvanı tuttu. Bunun üzerine Zeyd: "Ey Resûlullah'ın amcasının oğlu zahmet etme" dedi. İbn Abbas ise "hayır biz alimlere ve büyüklere böyle davranırız" dedi. İbn Hacer, el-İsabe, II, 594.
[13] Misfir B. Gurmullah Ed-Dümeyni, Hadiste Metin Tenkidi Metodları, Kitabevi Yayınları, İstanbul 1997: 73-74.
[14] Zerkeşî, el-İcabe, s. 81.
[15] Hazimî, et-İ'tibar, s. 283.
[16] Zerkeşî, el-İcabe, s. 103; Benzeri lafızlarla rivayeti için bkz. Buhârî, Hac, 143.
[17] Misfir B. Gurmullah Ed-Dümeyni, Hadiste Metin Tenkidi Metodları, Kitabevi Yayınları, İstanbul 1997: 74-75.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
e-mir
Admin
Admin
avatar
Yaş :
Kayıt tarihi : 02/02/09
Mesaj Sayısı : 1596
Nerden :
http://www.rahmet.yetkin-forum.com
MesajKonu: Geri: Ashabın Metin Tenkidi - Sünnetin Sünnete Arzı Perş. 24 Ara. 2009, 18:56

2. İhtilaflı İki Hadisten Birinin Başka Rivayetlerle Desteklenmesi
Kanaatime göre sahabenin ihtilaflı hadislerden birini tercih hususunda baş vurdukları metotlardan biri bu ikinci vecihtir. Bu uygulamaya dair örnekleri şöyle sıralayabiliriz: [1]

a. Cenazeye Katılmak

Bir rivayete göre, İbn Ömer'e Ebu Hureyre'nin, Resûlullah'ın (s.a.):
"Kim cenazeyi takip ederse ona bir kırat sevap vardır" derken dinledim, dediği haber verilince, "Ebu Hureyre bize çok ecir bahşetmiş" demiş ve konuyu tahkik etmek üzere Âişe validemize birini göndermiş, o da durumu Âişe'ye sormuş, Âişe'nin Ebu Hureyre'nin doğru söylediğini ifade etmesi üzerine İbn Ömer "biz birçok sevabı kaçırmışız" [2] demiştir.

Bu örnekte Âişe'nin konuyla ilgili biri olduğunu söylememiz mümkün değildir. Zira kadınların cenazeyi takip etmedikleri, bu durumun erkeklere ait bir husus olduğu bilinmektedir. Fakat İbn Ömer, kendisinin bilmediğini Resûlullah'tan (s,a.) öğrenmiş olabileceğini düşünerek Âişe'den öğrenmek istemiştir. Âişe'nin Ebu Hureyre'nin doğru söylediğini bildirmesi üzerine İbn Ömer'e, hatasını itiraf etmek ve "biz çok sevap kaçırmışız" demekten başka birşey kalmamıştı. Zannedersem, burada Ebu Hureyre'nin rivayetinin tercih edilmesinin sebebi, Âişe'nin onu desteklemiş olmasıdır. [3]

b. Kocası Ölen Hamile Kadının İddeti
Rivayet edildiğine göre, Ebu Seleme b. Abdurrahman ve İbn Abbas, Ebu Hureyre'nin yanında kocası ölen ve birkaç gün sonra doğum yapan kadın hakkında tartıştılar. İbn Abbas, kadının iddetinin (ölümden ve hamilelikten dolayı gereken) iki bekleme süresinin sonuncusu olduğunu söyledi. Ebu Seleme ise, doğum yaptığında iddeti biter dedi. Böylece aralarında sözü dönüp dolaştırdılar. Ebu Hureyre Ebu Seleme'yi kastederek, "Ben de kardeşimin oğluyla aynı görüşteyim" dedi. Nihayet İbn Abbas'ın hizmetçisi Kureyb'i Ümmü Seleme'ye gönderdiler. Kureyb durumu Ümmü Seleme'ye sordu. Bunun üzerine Ümmü Seleme şu olayı anlattı:

Haris'in kızı Sübey'a el-Eslemi'nin kocası ölmüştü. Kadın, birkaç gün sonra doğum yaptı. Abdüddar oğullarından Ebü's-Senabil künyesiyle tanınan bir adam, onunla evlenmek istedi ve doğumla iddetinin bittiğini söyledi. Fakat Sübey'a, başka biriyle evlenmek isteyince, bu defa iddetin dolmadığını ileri sürdü. Sübey'a bu durumu Resûlullah'a (s.a.) anlatınca Peygamber, onun beklemeden evlenebileceğini buyurdu
[4].

Bu hadiste Ümmü Seleme'nin konuyla ilgili olması, rivayetinin tercih edilmesini mümkün kılsa da bu yeterli değildir. Zira böyle bir olayı Ebü's-Senabil'in bildiği gibi başka sahabîlerin bilmesi de mümkündür.

Söz konusu olayda Ümmü Seleme'nin Sübey'a el-Eslemiyye hakkındaki rivayeti, Ebu Seleme b. Abdurrahman ve Ebu Hureyre'nin görüşünü desteklemektedir. Bilindiği gibi hamile kadının iddeti doğum yapması, ölümden dolayı iddet ise dört ay on gündür. O halde, meselâ hamile bir kadın, kocası öldükten birkaç gün veya bir ay sonra doğum yapsa ölüm sebebiyle iddet bekleyip dört ay on günün geri kalanını mı bekleyecek yoksa hamile kadının iddetini bekleyip doğum yaptıktan sonra iddetini tamamlamış mı olacak? Söz konusu her görüşün açık delili olmakla birlikte, konu problemlidir. İbn Abbas'a göre iddet iki müddetin sonuncusudur. Ebu Seleme'ye göre hamile kadının doğum yapmasıdır. Nitekim ayet de bunu ifade etmektedir [5]. Ebu Hureyre'nin de Ebu Seleme'ninkinden başka bir delili olmamalı ki, İbn Abbas onların görüşünü kabul etmemiş ve sahabîler, nadir bir şekilde meydana gelen bu olayın hükmünü kendilerine bildirmesi için Ümmü Seleme'ye birini göndermişlerdir. İbn Abbas'ın Ebu Seleme ile Ebu Hureyre'nin görüşüne döndüğü veya bunu reddettiğine dair herhangi bir rivayet nakledilmemektedir. Ancak, sadece Kurtubî [6] isnadını ve ravisini zikretmeden "İbn Abbas'ın bu görüşünden vazgeçtiği" rivayetine yer vermektedir. Bize göre hakkında açık delil bulunması sebebiyle İbn Abbas'ın kendi görüşünden dönmüş olması muhtemeldir. [7]

c. Üç Defa İzin İsteme
Ebu Saîd el-Hudrî'den rivayet edildiğine göre o, şöyle anlatmıştır:
Ensarın toplu bulunduğu bir yerdeydim. Aniden şaşkın ve üzüntülü bir halde Ebu Musa geldi, başından geçen olayı şöyle anlattı:

"Ömer'den (evine girmek üzere) üç defa izin istedim, bana izin vermedi, ben de geri döndüm. Bunun üzerine Ömer "beklemeni engelleyen nedir?" diye sordu. Ben de:

"Üç defa izin istedim, izin verilmeyince döndüm, zira Resûlullah (s.a.) 'sizden biri üç defa izin siter de izin verilmezse geri dönsün' buyurdu" dedim. Bunun üzerine Ömer, yemin ederek "buna dair mutlaka delil getirmelisin" dedi. Ebu Musa devamla, içinizde bu hadisi Resûlullah'tan (s.a.) işiten var mı? diye sordu. Übey b. Ka'b:

"Allah'a yemin olsun ki seninle birlikte ancak buradakilerin en küçüğü gider" dedi. Ebu Saîd el-Hudrî devamla, ben o toplumun en küçüğü idim; Ebu Musa ile birlikte Ömer'e gittim ve Peygamber'in (s.a.) bu hadisi söylediğini ona haber verdim
[8].

Bu örnekte Ömer b. Hattab, Ebu Musa'nın Resûlullahtan (s.a.) rivayet ettiği hadise bir başka hadisle karşı çıkmamıştır. Ancak Ömer'in onun rivayetini yadırgaması ve doğrusunu öğrenme amacıyla ondan başka birinin rivayetini istemesi, bizi onların başkasının da rivayet etmesi veya teyit eden benzeri rivayetin bulunması şeklinde başka bir rivayetle desteklenmiş hadisi desteklenmeyene tercih ettiklerini kabule sevketmektedir. Nitekim burada Ömer'in şüphesi bir hadisi başka ravilerin de rivayet etmesi ile ortadan kalkmıştır. Kişinin, bir ravinin rivayetinden ziyade birden fazla kimsenin rivayetine güvenmesi tabiî bir husustur. [9]

3. Rivayete Konu Olan Olayı Yaşayan Kişinin Görüşünü Tercih Etme

Bu tercih sebebini birinci tercih sebebinin kapsamında değerlendirmek ve orada verilen bazı misalleri burada da zikretmek mümkün ise de bunu ayrı bir tercih sebebi olarak inceleyebiliriz. Burada vereceğimiz misalleri birinci tercih sebebinde zikretmemiz mümkün olduğu halde birinci tercih sebebinin misallerinin tümünü burada örnek olarak vermemiz mümkün değildir. Bir anlamda bu iki tercih sebebi arasında umûm-husûs ilişkisi bulunmaktadır.

Birinci tercih sebebinde verilen "gusul sebebiyle saç örgülerinin çözülmesi" ve "ihramlının koku sürmesi" hadisleri ile bu konulardaki Âişe'nin (ra) rivayetlerini burada da misal olarak vermek mümkündür. Zira bu misallerde ravi, bizzat Hz. Peygamber'in huzurunda fiili işleyen kişidir. Orada zikredilen diğer örnekleri burada vermek ise zorlama olacaktır. [10]

a. Hacda Önceden Kurban Gönderen Kişiye Kurbanı Kesilinceye Kadar Haram Olan Hususlar
Abdurrahman kızı Amra'dan bir rivayete göre Ziyad b. Ebu Süfyan Âişe'ye şöyle yazmıştır:

"Abdullah b. Abbas: Kim hac için önceden kurban gönderirse kesilinceye kadar hacıya haram olan hususlar ona da haram olur dedi. Ben de kurbanımı önceden gönderdim. Bu hususla ilgili emrini bana yaz". Amra devamla şunları nakletti:

Âişe "İbn Abbas'ın dediği gibi değil, "Ben Resûlullah'ın (s.a.) önceden göndereceği kurbanı kendi elimle işaretledim, sonra Resûlullah da (s.a.) işaretledi ve babamla birlikte Mekke'ye gönderdi. Kurban kesilinceye kadar Allah'ın ona helal kıldığı hiçbir şey Resûlullah'a haram olmadı" [11] dedi. Başka bir rivayette ise, Âişe "Ben Resûlullah'ın önceden gönderdiği kurbanları işaretliyordum, Peygamber de kendisi Medine'de olduğu halde kurbanlarını işaretli olarak gönderiyor, sonra da kurban kesilinceye kadar hiçbir şeyden sakınmıyordu" [12] demiştir.


Bu örnekte olayı yaşayan kimse başkasından daha iyi bileceği için onun sözünü tercih etme kaidesi geçerlidir. Nitekim Âişe kendi eliyle Resûlullah'ın (s.a.) kurbanlarını işaretlediğini, sonra Peygamber'in onları Mekke'ye gönderdiğini ve ona hiçbir şeyin haram olmadığını ifade etmektedir. Olayı yaşayan kimsenin rivayetinin tercih edilmesinin gerekliliğinde şüphe yoktur. Zira o bizzat yaşadığı, gördüğü bir olayı haber Vermektedir. Ziyad b. Ebu Süfyan'ın Âişe'nin rivayetini öğrenmeye önem vermesi ve onu karşı görüşü temsil eden İbn Abbas'ın sözüne tercih etmesi bizim görüşümüzü desteklemektedir.

Bu misal birinci tercih sebebine de örnek verilebilir. Zira Âişe'nin bu hususta başkasına göre ihtisas sahibi kimse olduğunu söylemek mümkündür. Fakat burada bu bilgiyi diğer sahabenin de bilme imkânı vardır. Diğer ashabın da Peygamber'i saçını veya tırnaklarını keserken veya koku sürünüp koklarken görmeleri mümkündür. Bu sebeple söz konusu örneği burada zikretmeyi uygun gördük. Zira bu örnek burada zikredilmeye daha uygundur. [13]

b. Kadın, Köpek veya Eşeğin Namaz Kılanın Önünden Geçmesi
Mesruk'tan rivayet edildiğine göre Âişe'nin yanında köpek, eşek ve kadının namazı kesmesi anlatılmıştı. Âişe bizi eşek ve köpeklere benzettiniz. Allah'a yemin olsun ki, bir defasında Resûlullah namaz kılıyordu; ben ise, yatağımda kıble ile Resûlullah'ın arasında yatıyordum. Bir ihtiyacım oldu da oturup onu rahatsız etmeyi doğru bulmadım ve ayak ucundan sıyrılıp çıktım [14].

Bu misal, Âişe'nin sözünü tercih etmeye delalet eden açık bir ifadeden yoksun olmakla birlikte, yine de onun görüşünün, daha öncelikli olduğu düşüncesiyle kabul edilebilir olduğunu göstermektedir. Zira o, Resûlullah'tan bizzat müşahede ettiği bir hususu nakletmektedir. Resûlullah namaz kılarken Âişe onun önünde olduğu halde nasıl namazını bozmuyordu? Ayrıca Âişe'nin hoş karşılamadığı kadının, köpek ve eşeğin seviyesine indirilmesi de, münekkidin hadisin sıhhatiyle ilgili şüphesini artırmaktadır. Buhârî bu sebeple Sahîh'inde konuyla ilgili bab başlığını "Namaz kılan kişinin önünden geçen herhangi birşey, onun namazını bozmaz diyen kimse" şeklinde koymuştur. Âişe'nin rivayetini tercih edenlerin bu görüşü destekleyen birçok gerekçesi bulunduğu anlaşılmaktadır. [15]

c. İhramlı Kimsenin Nikâhlanması
İbn Abbas'tan Peygamber'in Meymune ile ihramlı iken evlendiği [16], Meymune'den Resûlullah'ın kendisiyle ihramdan çıktıktan sonra evlendiği ve gerdeğe girdiği [17], Ebu Rafi'den "Resûlullah Meymune ile ihramdan çıktıktan sonra evlendi ve gerdeğe girdi, ben de ikisi arasındaki elçi idim" [18] dediği rivayet edilmektedir. Osman b. Affan ise, Resûlullah'ın (s.a.) "İhrama giren kimse nikâh yapamaz, nikâhlanamaz ve nişanlanamaz" buyurduğunu rivayet etmiştir.

Bir öncekinde olduğu gibi bu hadiste de sahabenin söz konusu hadislerden birini diğerine tercih ettiklerine dair herhangi bir delil yoktur. Ancak ihramlı kimsenin nikâhlanmasının haram olduğunu ifade eden hadisin ravilerinden birinin olayın şahidi olması, araştırıcıyı İbn Abbas'ın ihramlı iken Resûlullah'ın Meymune'yi nikahlaması hakkındaki rivayetinde hata ettiği kanaatına sevketmektedir. Ebu Rafi'in "Ben de aralarında (elçi) idim" sözü de bunu teyit etmektedir. Bu evlenme işinde elçi olarak görev alan kişinin, bu merasimde bulunup bulunmadığı belli olmayan İbn Abbas'tan konuyu daha iyi bileceğinde ise şüphe yoktur. Ayrıca, İbn Abbas Meymune ve Ebu Rafi'den konuyla ilgili rivayetleri duyduktan sonra görüşünden vazgeçmiş olabilir. Ancak bunu teyit edecek bilgiye sahip değiliz. [19]

4. Olayın Birkaç Defa Meydana Gelmesi
Bazan şer'î bir hüküm hakkında nakledilen hadisler ihtilaflı olur, bunları gören de aralarındaki çelişkiyi ortadan kaldıracak tercihin zor olduğunu zanneder. Bu nevi bir ihtilafı çözümlemede İbn Abbas'ın önemli bir yeri vardır. Sahabe, Peygamber'in hacda ne zaman telbiye yaptığı hakkındaki rivayetlerinde ihtilaf etmişlerdir. Saîd b. Cübeyr kendisine sorduğunda İbn Abbas "Ey Ebu'l-Abbas, Resûlullah'ın ne zaman telbiye ettiği hususunda sahabenin ihtilaf etmesine hayret ettim" demiş ve sahabenin ihtilafının sebebini açıklamıştır. İbn Abbas, "bunu en iyi bilen benim" dedikten sonra, "Resûlullah (s.a.) bir defa hac yapmıştır; ihtilaf da bundan kaynaklanmaktadır. Peygamber, hac yapmak amacıyla yola çıktığında Zülhuleyfe'deki mescidinde iki rekât namaz kıldı; namazdan sonra hac için telbiye getirdi. Bunu işiten grup olayı bu şekilde ezberledi. Daha sona Resûlullah devesine bindi; devesi hareket edince telbiye getirdi, bir grup insan da bunu işitti. İnsanlar Peygamber'e hac kervanına katılmak üzere- topluluklar halinde geliyorlar; devesi kalkıp hareket ettiğinde Resûlullah'ın telbiye getirdiğini işitiyorlar ve Peygamber devesi kalkıp hareket ettiğinde telbiye getirdi diyorlardı. Sonra Resûlullah yoluna devam etti. Beyda tepesine çıktığında telbiye getirdi. İnsanlardan bir kısmı Peygamber'e burada yetişmişlerdi. Onlar da Resûlullah Beyda tepesine çıkınca telbiye getirdi dediler. Allah'a yemin olsun ki, Resûlullah Zülhuleyfe'deki mescidinde telbiye getirdi, devesi hareket ettiğinde telbiye getirdi ve Beyda tepesine çıkınca telbiye getirdi" şeklinde olayı anlattı. Saîd b. Cübeyr devamla, İbn Abbas'ın görüşünü kabul eden, Resûlullah'ın mescidinde iki rekât namaz kıldıktan sonra telbiye getirmelidir, demiştir.

Şayet mümkün olursa ihtilaflı hadisler arasını bu metotla cem etmek en uygunudur. Bu, ihtilaflı hadislerin her birinin farklı zamanlarda olmasına hamletmek şeklinde yapılmaktadır. Sahabenin, ilk dönemde Resûlullah'tan rivayet ettikleri hadisler arasındaki ihtilafın farkında olduklarında şüphe yoktur. Sahabenin bu nevi ihtilafları gidermek amacıyla takip ettikleri metotlar vardı ve bu sonuncusu söz konusu metotların en iyi, fakat en az kullanılanı olmuştur. [20]



[1] Misfir B. Gurmullah Ed-Dümeyni, Hadiste Metin Tenkidi Metodları, Kitabevi Yayınları, İstanbul 1997: 75.
[2] Müslim, Cenaiz, 56.
[3] Misfir B. Gurmullah Ed-Dümeyni, Hadiste Metin Tenkidi Metodları, Kitabevi Yayınları, İstanbul 1997: 75-76.
[4] Darimi, Talak, 11.
[5] "Hamile olan kadınların iddeti doğurmalarıdır" Talak: 65/4.
[6] Kurtubî, III, 175; Taberî, Tefsir, II, 512.
[7] Misfir B. Gurmullah Ed-Dümeyni, Hadiste Metin Tenkidi Metodları, Kitabevi Yayınları, İstanbul 1997: 76-77.
[8] Buharı, İsti'zan, 13.
[9] Misfir B. Gurmullah Ed-Dümeyni, Hadiste Metin Tenkidi Metodları, Kitabevi Yayınları, İstanbul 1997: 77-78.
[10] Misfir B. Gurmullah Ed-Dümeyni, Hadiste Metin Tenkidi Metodları, Kitabevi Yayınları, İstanbul 1997: 78.
[11] Müslim, Hac, 370.
[12] Zerkeşi, el-İcabe, s. 87.
[13] Misfir B. Gurmullah Ed-Dümeyni, Hadiste Metin Tenkidi Metodları, Kitabevi Yayınları, İstanbul 1997: 78-79.
[14] Buhârî, Salat, 99.
[15] Misfir B. Gurmullah Ed-Dümeyni, Hadiste Metin Tenkidi Metodları, Kitabevi Yayınları, İstanbul 1997: 79-80.
[16] Tirmizî, Hac, 24.
[17] Tirmizî, Hac, 24.
[18] Tirmizî, Hac, 23.
[19] Misfir B. Gurmullah Ed-Dümeyni, Hadiste Metin Tenkidi Metodları, Kitabevi Yayınları, İstanbul 1997: 80.
[20] Misfir B. Gurmullah Ed-Dümeyni, Hadiste Metin Tenkidi Metodları, Kitabevi Yayınları, İstanbul 1997: 81.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Ashabın Metin Tenkidi - Sünnetin Sünnete Arzı

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var: Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Allah'ın Selamı, Rahmeti ve Bereketi Hidayete Tabi Olan Kullarının Üzerine Olsun... :: DİNİ KONULAR :: Hadis :: Hadis Müdafaası -