Allah'ın Selamı, Rahmeti ve Bereketi Hidayete Tabi Olan Kullarının Üzerine Olsun...

İSLAMİ BİLGİ PAYLAŞIM SİTESİ
AnasayfaTakvimSSSAramaKayıt OlGiriş yap

Ashabın Metin Tenkidi - Hadisin Kur'an'a Arzı

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek
Yazar Mesaj
e-mir
Admin
Admin
avatar
Yaş :
Kayıt tarihi : 02/02/09
Mesaj Sayısı : 1596
Nerden :
http://www.rahmet.yetkin-forum.com
MesajKonu: Ashabın Metin Tenkidi - Hadisin Kur'an'a Arzı Çarş. 09 Ara. 2009, 21:20

A-Hadisin Kur'an'a Arzı

1- Boşanmış Kadının Nafakası

Müslim Sahîh'inde Ebu İshak'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:

Esved b. Yezid ile beraber Büyük Cami'de idim. Şa'bî de bizimle idi. Fatıma bint Kays'ın Resûlullah'ın kendisine mesken ve nafaka hakkı vermediği anlamındaki bir hadisini anlattı. Bunun üzerine yerden aldığı bir avuç çakılı Şa'biye atarak "yazıklar olsun sana, böyle bir şeyi nasıl anlatırsın?" diye çıkışıp şöyle dedi:

"Ömer şöyle demiştir:

Unutup unutmadığını bilmediğimiz bir kadının bir sözü için Allah'ın kitabını ve Peygamberimiz'inin sünnetini bırakmayız. Boşanan kadının mesken ve nafaka hakkı vardır. Zira Allah Teâlâ "Apaçık bir fuhuş işlemedikçe onları evlerinden çıkarmayın, kendileri de çıkmasınlar..." [1] Buyurmaktadır.

İbn Hacer şöyle demiştir:

Ömer "Peygamber'in sünneti" sözüyle belli bir sünneti değil, sünnetin Allah'ın kitabına tabi olmayı ifade eden hükümlerini kasdetmiş olmalıdır [2].

Fatıma bint Kays'ın bu rivayeti, az önce zikrettiğimiz âyete muarız olduğu gibi, "Onları gücünüz ölçüsünde oturduğunuz evin bir bölümünde oturtun..." [3] ayetiyle de çelişmektedir. Zira bu ayetler boşanmış kadına mesken hakkı tanımaktadır. Ömer de Fatıma bint Kays'ın rivayet ettiği hadisi Kur'an ayetlerine aykırı bulmuş ve onu kabul etmemiştir. Burada bizi ilgilendiren iki görüşten birini diğerine tercih etmek değil, Ömer'in kendisine baş vurabileceğiniz bir kaide ve tam bir ölçü olarak kabul edilen sözünü tespit etmektir. Ömer'in bu sözü, sahabenin bu ölçüyü kullandığı ve önemsediğine dair en açık delillerimizden biridir. [4]

2- Ölen Kimsenin, Yakınlarının Ağlaması Sebebiyle Azap Görmesi

İbn Ömer'in rivayet ettiği bir hadiste şöyle denmiştir:

"... [Ölüm döşeğindeyken] Ömer, "Ya Suhayb bana ağlıyor musun? Oysa Resûlullah "ölen kimse akrabalarının kendisine ağlaması sebebiyle azap görür" buyurmuştur." Konuyla ilgili İbn Abbas ise şunları anlatmıştır:

Ömer vefat edince onun rivayet ettiği bu hadisi Âişe'ye anlattım. Şöyle dedi: Allah Ömer'e rahmet etsin. Hayır vallahi Resûlullah bir müminin herhangi bir kimsenin ağlamasıyla azap göreceğini söylemedi; şöyle dedi:

Allah yakınlarının ona ağlaması sebebiyle kafirin azabını arttırır. İbn Abbas, Âişe'nin daha sonra şöyle dediğini nakletti:

Size "Hiçbir suçlu başkasının suçunu yüklenmez...[5]" buyuran Kur'an yeter. İbn Ebî Müleyke şöyle demiştir: Yemin ederim ki İbn Ömer bu söze karşılık hiçbir şey söylemedi [6]. Bir başka rivayette ise Âişe şöyle demiştir:

Allah Ömer'i bağışlasın. O yalan söylememiş, unutmuş veya hata etmiştir. Gerçek şudur ki, Resûlullah ölmüş bir Yahudi kadına ağlandığını gördü ve bunun üzerine şöyle dedi:

Bunlar ona ağlıyorlar, o ise kabrinde azap görüyor[7].

İbn Ömer'in rivayet ettiği bu hadiste Kur'an ve sünnetin açık ifadelerine aykırı düşen bir nokta vardır. Zira bir çok hadiste Peygamber'in ölen bazı kimselere ağladığı ve ağlayan kimselere de ses çıkarmadığı ifade edilmiştir. Resûlullah'ın ölen bir kimsenin azap görmesine sebep olacak bir fiili işlemesi veya sahabenin böyle bir şeyi yapmalarına ses çıkarmaması ise mümkün değildir [8].

Âişe'nin buradaki "size Kur'an yeter" sözü, onun hadise gerek görmeyip sadece Kur'an'la yetindiği anlamına gelmez. Böyle bir şey imkânsızdır. Ancak o, hadisi bu lafızlarla rivayet eden ravinin hata ettiği;ne yeterli bir delil olduğunu söylemiştir. Zira ravi hadisi Resûlullah'ın söylediği şekliyle tam olarak rivayet etmemiş, aksine onu Allah'ın kitabı ile çelişkiye düşecek şekilde sadece bir bölümüyle rivayet etmiştir. Müminlerin annesi de Peygamber'in söylediği sözü tam olarak açıklamak ve o eksik metniyle hadisin Allah'ın kitabına aykırı olduğuna, böyle bir sözün ise müminlerin Resûlullah'a ait olamayacağını bilmeleri ve ona itibar etmemeleri gerektiğine dikkat çekmiştir.

Âişe'nin Kur'an'a aykırı olması sebebiyle hadiste hata bulunduğunu düşünmesi, sahabenin karşılaştıkları yadırganır rivayetleri tenkit etmede bu ölçüyü kullandıklarına bir başka delil olmaktadır. [9]


[1] et-Talak: 65/1; Müslim, Talak, 46.
[2] İbn Hacer, Fethu'l-barî, IX, 389.
[3] et-Talak: 65/6.
[4] Misfir B. Gurmullah Ed-Dümeyni, Hadiste Metin Tenkidi Metodları, Kitabevi Yayınları, İstanbul 1997: 55-56.

[5] el-En'am: 6/164.
[6] Müslim, Cenaiz, 23.
[7] Müslim, Cenaiz, 27.
[8] Zerkeşî, et-İcabe, s. 103.
[9] Misfir B. Gurmullah Ed-Dümeyni, Hadiste Metin Tenkidi Metodları, Kitabevi Yayınları, İstanbul 1997: 56-57.







En son e-mir tarafından Salı 22 Ara. 2009, 19:11 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
e-mir
Admin
Admin
avatar
Yaş :
Kayıt tarihi : 02/02/09
Mesaj Sayısı : 1596
Nerden :
http://www.rahmet.yetkin-forum.com
MesajKonu: Geri: Ashabın Metin Tenkidi - Hadisin Kur'an'a Arzı Paz 13 Ara. 2009, 20:34

3- Zina Çocuğunun Üç Şerliden Biri Olması


Âişe'ye Ebu Hureyre'nin (ra) Resûlullah'ın (sav) "Zina yolu ile olan çocuk üç şerliden biridir" buyurduğunu rivayet ettiği söylenince şöyle demiştir:

Allah Ebu Hureyre'ye rahmet etsin. Yanlış işitmiş, yanlış cevap vermiştir... Hadisin aslı böyle değildir. Münafıklardan biri Resûlullah'ı rahatsız ediyordu. Peygamber:

Falanın şerrinden beni kim korur? diye sordu.”

Bunun üzerine "Ya Resulallah, o bir zina çocuğudur" denildi. Peygamber de "onun için üç şerliden biri denilir. Oysa Allah Teala "... hiçbir suçlu başkasının suçunu yüklenmez." buyurmuştur" [1] dedi. Bir başka rivayette ise Peygamber (sav):

"... Anne-babasının suçundan hiçbir şey ona gerekmez. Zira hiçbir suçlu başkasının suçunu yüklenemez" [2] buyurmuştur.

Bu hadis İbn Abbas'a ulaşınca "eğer zina çocuğu üç şerliden biri olsaydı, onu dünyaya getirinceye kadar annesinin recmedilmesi ertelenmezdi." [3] Diyerek karşılık vermiştir. İbn Abbas'ın bu düşünce tarzı güzeldir. Zira eğer zina çocuğu üç şerliden biri veya "cennete girmeyecek" [4] olsaydı, onu dünyaya getirinceye kadar annesine yaşama mühleti verilmesinin bir anlamı olmaz, aksine cennet ehli olmadığı için o henüz ana rahminde iken annesinin recmedilmesi daha doğru olurdu. Hatta had cezasının günahın affı için keffaret olduğunu kabul eden görüş esas alınacak olursa çocuğun anne-babasıyla birlikle cennete girmesi söz konusu olacağından bu durum onun için daha hayırlı olurdu.

Âişe'nin bu âyetle ravinin rivayetinde hata ettiğine dair istidlali, Allah'ın kitabına aykırı olan rivayetlerin kabul olunmayacağını ifade eden bir istidlaldır. Buna göre, Ebu Hureyre'nin bu hadisi eksik rivayet etmesi, onu Kur'an'a aykırı hâle getirmiştir. Kur'an'a aykırı olan bir rivayet ise o durumu sürdükçe kabul olunmaz. Meğer ki o eksiği tamamlayan ve aykırılığı gideren bir başka rivayet söz konusu olsun. Nitekim Ebu Hureyre'nin hadisini değerlendiren Âişe validemiz de bunu yapmış, Kur'an'a aykırı olması sebebiyle onun hatalı olduğunu ifade etmiştir. Bu, Aişe'nin İbn Ömer'in bir önceki hadisi konusunda yaptığı şeyin aynısıdır. [5]


4- Peygamber'in (sav) Allah'ı görmesi

İkrime, İbn Abbas'ın "Resülullah'ın Allah'ı gördüğünü" [6] Ata ise yine İbn Abbas'ın "Peygamber'in Allah'ı iki kere gördüğünü" rivayet ederlerken, Âişe "Kim Resulullah'ın Allah'ı gördüğünü iddia ederse Allah'a büyük iftira etmiş olur. Resûlullah Cebrail'i kendi suretinde ufku kaplamış olarak görmüştür" demiştir. Bir rivayette de Mesruk Âişe'ye (ra) "Anneciğim, Resülullah Allah'ı gördü mü?" diye sormuş, o da cevaben: "Sözlerin tüylerimi ürpertti. Sana kim Muhammed'in Allah'ı gördüğünü söylerse yalan söyler. Nitekim Yüce Allah, gözler ona erişemez, halbuki O, gözleri görür. O, herşeyi pek iyi bilen, her şeyden haberdar olandır" [7] buyurmaktadır. "Fakat o, Cebrail'i kendi suretinde olmak üzere iki kere gördü" [8] diye cevap vermiştir. Bir başka rivayette Âişe (ra) "Kim Muhammed'in Allah'ı gördüğünü iddia ederse Allah'a büyük iftira etmiş olur" deyince ravi, ey müminlerin annesi, bana fırsat ver ve acele etme, iyi ama Yüce Allah "Yemin ederim ki onu ufukta görmüştür" [9]ve

"Andolsun onu önceden bir defa daha görmüştür" [10] buyurmuyor mu? Diye itiraz etmiş, bunun üzerine Âişe şu cevabı vermiştir:

"Bu konuyu Resûlullah'a ilk önce ben sordum. Kendisi bana:

"O Cebrail'den başkası değildi. Onu aslî suretinde o iki defadan başka görmedim. Onu gökten iner bir halde, gökle yer arasını kaplamış bir şekilde gördüm" diye cevap verdi. Âişe sözlerine şöyle devam etmiştir:

Sen Allah'ın, gözler ona erişemez. Halbuki O, gözleri görür, O, her şeyi pek iyi bilen, her şeyden haberdar olandır.” [11]

Allah bir insanla ancak vahiy yoluyla veya perde arkasından konuşur, bir elçi gönderip izniyle ona dilediğini vahyeder. O, yücedir, hakimdir." [12] anlamındaki ayetlerini işitmedin mi? [13].

Yukarıda görüldüğü üzere Âişe (ra) Resülullah'ın (sav) Allah'ı gördüğüne dair işittiği rivayetleri bazı ayetlere dayanarak reddetmiş, hatta işittiği bu iddiaların, tüylerini ürperttiğini söyleyecek kadar bu hususta ileri gitmiştir. Bu tavır, daha önce birkaç kez ifade ettiğimiz üzere, onun, ister ravinin hatası veya yanlış anlaması, isterse karıştırmak suretiyle metni tam olarak aktarmaması sebebiyle olsun Kur'an'a aykırı olmayı hadisin sahih olmamasına bir delil saydığını gösterir. [14]



[1] Hâkim, el-Müstedrek, IV, 100.
[2] Zerkeşî, el-İcabe, s. 119.
[3] Zerkeşî, a.e., s. 120.
[4] Îbnü'l-Cevzî, el-Mevzuat, 3, 111.
[5] Misfir B. Gurmullah Ed-Dümeyni, Hadiste Metin Tenkidi Metodları, Kitabevi Yayınları, İstanbul 1997: 57-58.
[6] Tirmizî, Tefsir, 53.
[7] el-En'am: 6/103.
[8] Zerkeşî, el-İcabe, s. 95.
[9] et-Tekvir: 81/23.
[10] en-Necm: 53/13.
[11] el-En'am: 6/103.
[12] eş-Şura: 42/51.
[13] Zerkeşî, a.g.e., s. 95.
[14] Misfir B. Gurmullah Ed-Dümeyni, Hadiste Metin Tenkidi Metodları, Kitabevi Yayınları, İstanbul 1997: 58-59.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
e-mir
Admin
Admin
avatar
Yaş :
Kayıt tarihi : 02/02/09
Mesaj Sayısı : 1596
Nerden :
http://www.rahmet.yetkin-forum.com
MesajKonu: Geri: Ashabın Metin Tenkidi - Hadisin Kur'an'a Arzı Paz 13 Ara. 2009, 20:55

6- Mut'a Nikâhı

Bir defasında Âişe'ye (ra) mut'a nikâhı sorulduğunda "Aramızda Allah'ın kitabı hakemdir" dedikten sonra "ve onlar ki iffetlerini korurlar. Ancak eşleri ve ellerinin sahip olduğu (cariyeleri) hariç, (bunlarla ilişkilerden dolayı) kınanmış değillerdir" [1] ayetini okuyarak "Kim bunun ötesine gitmek isterse haddi aşmış olur" diye cevap vermiştir [2].

Âişe validemiz burada mut'a nikâhının helal olduğuna dair rivayet edilen hadisleri Kur'an'a arzetmektedir. Zira o, tâbi olunması gereken asıl olup sünnet ondaki hükümleri açıklayıcı bir konumdadır.

Âişe'nin bu güçlü ve tercihe şayan istidlal ve metoduna İbn Abbas da başvurmuştur. Nitekim mut'a nikâhının haram olduğunu ifade eden hadisleri Kur'an'a arz ediyor ve ayeti "...belirlenen zamana kadar" bölümüne gelinceye kadar okuyarak "onlardan faydalandığınıza mukabil, kararlaştırılmış olan mehirlerini verin..." [3] ayetiyle çelişmesinin mümkün olmadığını ileri sürmektedir [4].

Burada İbn Abbas ve Âişe validemiz birbirine zıt iki noktada bulunmalarına rağmen görüşlerini delillendirme hususunda her ikisinin de metodu aynı olup o da rivayet olunan hadisi Kur'an'a arzetmek, ona muhalif veya muarız olanı reddetmektedir.

Mut'a nikâhı ile ilgili hadisler bir bütün olarak dikkate alındığında sahabenin bu hususta açık bir ihtilaf halinde oldukları, bazıları Resûlullah mut'ayı falan yılda helal kılmıştı derken, bazıları da falanca yıl haram kılmıştı dedikleri görülmektedir. Bu sebepledir ki Âişe (ra) "Aramızda Allah'ın kitabı hakemdir" demiştir. Âişe validemiz burada mut'anın zaman zaman helal veya haram kılındığını inkar etmemekte, ancak ayete baş vurarak onu ihtilaflı taraflar arasında hakem yapmaktadır. Ona göre ayet mut'anın haramlığı hususunda kesin bir nastır. Bu tavrın açık anlamı şu olmalıdır:

İhtilaflı iki hadis olduğu zaman, birini diğerine tercih etmede en doğru olan, Kur'an'ın zahirine uygun düşeni almak, böylece birini alıp öbürünü terk edebilmek için, o iki hadisten birinin sahih olduğuna hükmetmektir.

İbn Abbas'a gelince, o da Âişe'nin yolunu tutarak iki görüşten birini tercih etme hususunda Kur'an ile istidlal etmektedir. Ayeti "Belirlenen zaman"a kadar okuması da bu meselede ona yardım etmiştir.

Her ne kadar icma desteklediği için, Aişe validemizin görüşü İbn Abbas'ın görüşünden daha tercihe şayan ise de ikisinin metodu da aynıdır. O da söz konusu ettiğimiz şu ölçüden ibarettir:

Her mes'elede Kur'an'a başvurmak, Peygamber Efendimize nisbet edilen hadislerden aralarını te'lif etmek mümkün olmayanlardan Kur'an'a aykırı olanları reddetmektedir.
[5]



7- Ehli Eşeklerin Etinin Yenilmesi

Amr b. Dinar, Cabir b. Zeyd'e bazı kimselerin Resûlullah'ın ehli eşeklerin etini yemeyi yasakladığını iddia ettiklerini söyleyerek bu husustaki fikrini sorduğunu, onun da şu cevabı verdiğini nakleder:

O sözü bizim orada Basra'da Hakem b. Amr el-Gıfari söylerdi. Fakat büyük âlim İbn Abbas bu görüşe karşı çıkarak "Bana vahyolunanda leş veya akıtılmış kan yahut domuz eti -ki pisliğin kendisidir- ya da günah işlenerek Allah'tan başkası adına kesilmiş bir hayvandan başka, yemenin haram olduğuna dair bir ifade bulamıyorum..." [6] âyetini okurdu [7].

İbn Abbas'ın, ehli eşeklerin etinin haram olduğu görüşüne karşı onların etinin helâl olduğuna ayetle istidlalde bulunması, onun hadislere karşı tavrı konusundaki metodunu te'kit etmektedir. Sahabenin pek çoğundan sonra uzun bir ömür yaşayan İbn Abbas (ö. 68/687), şöyle derdi:

"Biz bir defa bir kimsenin "Resûlullah buyurdu ki" dediğini duyduğumuzda gözümüzü iyice açar, kulaklarımızı kabartırdık. Fakat insanlar hırçın deveye de, uysal deveye de binmeye başlayınca (yani önüne gelenden hadis rivayet etmeye başlayınca) onların ancak iyi bildiğimiz sözlerini kabul eder olduk" [8]. Bu nedenle onun hadisleri tenkit hususundaki metodu onları Kur'an'a arzetme tarzında idi. İbn Abbas hadisin Kur'an'a aykırı olduğunu gördüğü zaman onun reddedilmesi gerektiğine hükmeder, bu durumu hadisin sahih olmadığına delil sayardı. [9]



[1] el-Mü'minun: 23/5-6.
[2] Zerkeşî, el-İcabe, s. 165.
[3] en-Nisa: 4/24.
[4] Taberi, Tefsir, V, 12.
[5] Misfir B. Gurmullah Ed-Dümeyni, Hadiste Metin Tenkidi Metodları, Kitabevi Yayınları, İstanbul 1997: 60-61.
[6] el-En'am: 6/145.
[7] Kurtubî, Tefsir, VII, 117.
[8] Müslim, Mukaddime, 1, 13.
[9] Misfir B. Gurmullah Ed-Dümeyni, Hadiste Metin Tenkidi Metodları, Kitabevi Yayınları, İstanbul 1997: 61.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
e-mir
Admin
Admin
avatar
Yaş :
Kayıt tarihi : 02/02/09
Mesaj Sayısı : 1596
Nerden :
http://www.rahmet.yetkin-forum.com
MesajKonu: Geri: Ashabın Metin Tenkidi - Hadisin Kur'an'a Arzı Ptsi 14 Ara. 2009, 19:28

8- Yırtıcı Kuşların Etinin Yenilmesi


Bir rivayete göre İbn Ömer'e yırtıcı kuşların etinin yenip yenmeyeceği sorulur, o da "yenilebilir" diye cevap verir. Bunun üzerine kendisine Ebu Sa'lebe el-Haşenî'nin rivayet ettiği bir hadis hatırlatılınca "Bacaklarına işeyen bir bedevinin rivayetinden dolayı Rabbimizin kitabını terk edemeyiz" diye karşılık verir [1].

Burada "Rabbimizin Kitabı"ndan maksat En'am suresinin yukarıda zikrettiğimiz 145. ayetidir.

İbn Ömer bu konuda İbn Abbas ve Âişe'nin Kur'an'a muhalif olan hadisi reddetme metodunu takip etmektedir. Ona göre ayet, genel anlamıyla orada zikrolunanların dışındakilerin helal olduğuna delalet eder. Hadise gelince ayetteki haramlara "yırtıcı kuşların etini" ilave etmektedir. Bu nedenle İbn Ömer onu ayete muhalif olarak kabul etmiştir. Burada İbn Ömer'in veya bir başkasının görüşünden birini öbürüne tercih etme durumunda değiliz. Ancak burada bizi ilgilendiren daha önceki misallerde geçtiği gibi sahabenin birçok yerde uyguladıkları şu metodu tespit etmektedir:

Bir hadisin telifi mümkün olmayacak şekilde Kur'an'a muhalif olmasını, Resûlullah'ın onu söylemediğinden emin olmak ve reddetmek için yeterli bir sebep görmek.
[2]



9- Zifaftan Önce Kocası Ölen Kadının Mehri


Rivayete göre Ali (ra)zifafa girmeden ve mehir belirlemeden önce ölen kimsenin karısı için herhangi bir mehir gerekmeyeceği kanaatindeydi. Ma'kel b. Sinan el-Eşcaî'nin "Peygamber'in (aynı şartları taşıyan) Berva' bnt. Vasık için mehri misil, miras ve iddetle hükmettiği tarzında rivayet ettiği bir hadis hatırlatılınca, "topuklarına işeyen bir bedevinin Allah'ın kitabı ve Peygamberinin sünnetine muhalif olan bir sözünü kabul etmeyiz" diye cevap verdi [3].

Burada Ali, Ma'kel b. Sinan'ın rivayet ettiği hadisi, kendi düşüncesine göre, Allah'ın kitabı ve Resûlullah'ın sünnetine aykırı olduğu için reddetmektedir. Ali (ra), Allah'ın kitabı ile yukarıda zikrettiğimiz Nisa suresinin 24. ayetini; Resûlullah'ın sünneti ile de "şartlardan riayeti en gerekli olanı kendinize helâl kıldığınız namuslarına karşılık haklarını ödemenizdir" [4] gibi kadınlara mehir verilmesini emreden hadisleri kastetmiş olmalıdır. Ali bu rivayeti "topuklarına işeyen bir bedevinin Allah'ın kitabına ve Resûlullah'ın sünnetine muhalif olan hadisini kabul etmeyiz" diyerek kesin bir dille reddetmiştir. Acaba bu hadisi Ma'kel'den başka bir sahabî rivayet etseydi ne yapacaktı? Kabul mü edecekti, yoksa red mi? Bilemiyoruz. Ancak Ali'nin bu sözü, sahabenin bahsettiğimiz ölçüyü uyguladığını, bunda garipsenecek bir şey de olmadığını, ravi ister bedevi, ister Resûlullah ile birlikte uzun bir ömür yaşamış olan ashaptan herhangi biri olsun, çoğu kez bu metoda başvurduğunu te'kit etmektedir.

SONUÇ

Acaba hadisi Kur'an'a arzetme ölçüsü, zahiri Kur'an'a muhalif olan her hadisi reddetmeyi gerektirir mi?

Bu soruya cevap vermeden önce Resûlullah'ın Kur'an'a aykırı bir söz söylemesinin mümkün olmadığını vurgulamamız gerekir. Çünkü sahih sünnet de, Kur'an da Allah katındandır. Bu duruma göre onlardan birinin diğerine aykırı olması mümkün değildir. Nitekim Allah Teâlâ:

"Biz sana zikri, insanlara indirileni açıklayasın diye gönderdik" [5] mealindeki ayetinde Kitabı, Peygamber'e izniyle gerekli açıklamaları yapsın diye kendisinin indirdiğini açıklarken bir başka ayette de:

"O kendiliğinden konuşmamaktadır. Onun konuşması ancak bildirilen bir vahiy iledir" [6] buyurmaktadır. Dolayısıyla Resûlullah'ın sözünün Kur'an ayetiyle çelişmesi diye bir şey söz konusu olamaz. O, Kur'an'a aykırı söz söyleyen değil, onu insanlara açıklayandır. Binaenaleyh, Peygamber'den sadır olan herhangi bir sözün, Allah'ın kitabına aykırı olması imkansız bir şeydir. O halde herhangi bir hadisin Kur'an'a muhalif olduğuna hükmettiğimiz zaman, onu Resûlullah'ın söylemediğine de hükmetmiş oluruz.

Ancak burada kastettiğimiz muhalefet, her bakımdan söz konusu olan bir zıtlık ve bilinen metotlardan herhangi biri ile te'liflerinin mümkün olmaması durumudur. Hâss-âmm, mutlak-mukayyed vb. lafızlar arasındaki zahirî muhalefet ise gerçek bir muhalefet değil, şeklî bir aykırılıktır. Böyle bir durumda ihtilaflı rivayetin reddedilmesi gerekmez.

Bu açıklamadan sonra şunu ifade edebiliriz:

Bazan ilk bakışta Kur'an'a muhalif gibi görünen bir hadisle karşılaşırız. Ancak bu aykırılık sür'atle zail oluverir. Zira hadis bir ayetteki umumiliği ya tahsis, ya takyid etmiş yahut da hükmünü neshetmiştir. Böylece o zahirdeki muhalefet ortadan kalkar ve hadis de Kur'an'a aykırı olduğuna çabucak hükmedilmeyen sahih bir hadis olarak kalır. "Hırsız erkek ve kadının ellerini kesiniz..." [7] Ayeti ile "Çeyrek dinar ve daha fazlası dışında hırsızın eli kesilmez" [8] hadisi bu hususu açıklayan güzel bir misaldir. Ayete göre çeyrek dinardan az miktarda bir mal çalan kimseye de hırsız denir ve onun da elinin kesilmesi gerekir. Ancak hadisin onu tahsis ettiğini kabul ettiğimiz zaman çelişki şaibesi kalkar ve ikisiyle birden amel etmek mümkün olur.

Kur'an ve sünnette bu nevi misaller pek çoktur. Ancak, bu misalimizde olduğu gibi, ayetle hadis arasındaki zahirî aykırılığı gidermek mümkün olduğuna göre, acaba sahabenin reddettiği hadislerle ayetler arasındaki aykırılığı da giderip te'lif etmek ve böylece hadisi terke yönelmemek mümkün olamaz mı? Bu suale cevap vermek için yukarıda zikrettiğimiz meseleleri tek tek ele alalım.

Boşanan kadın olayındaki ayeti hem ric'î, hem de kesin olarak (talak-ı bâin ile) boşanmış kadına şamil kabul edecek olursak, ayetle hadis arasında çelişki söz konusu olur. Ancak söz konusu âyet kesin boşanmış olan kadına değil de ric'î olarak boşanana hasredilecek olursa o zaman herhangi bir çelişkiden söz edilemez. Böylece, Fatıma'nın rivayet ettiği hadis kesin olarak boşanan kadına, barınma ve nafaka emreden ayet ise ric'î talakla boşanan kadına hamledilmiş olur. Nitekim ayetin sonunda "...bilmezsin, olur ki Allah, bundan sonra bir durum ortaya çıkarıverir" [9] buyurulması da bu hususu göstermektedir.


Bu arada fakihlerin bu meseleye bakış açılarının farklı olduğunu da söylemeliyiz. Zira fukahanın bir kısmı söz konusu hadisi esas alarak boşanmış kadına hiçbir hak tanımazken, diğer bir kısmı ayeti esas alarak ona barınma ve nafaka, bazıları da sadece barınma hakkı ön görmüşlerdir [10]. "Ailesinin ona ağlaması sebebiyle, ölen kimsenin mezarında azap göreceği, anlamındaki rivayete gelince bu hadis "Hiçbir suçlu başkasının suçunu yüklenmez" [11] mealindeki ayetle çelişmektedir. Şöyle ki, ölen bir insan ailesinin ona ağlamasından dolayı sorumlu değildir, niye azap görsün? Bu rivayetle ayet arasını te'lif etme noktasında daha önce de zikredildiği üzere şöyle bir görüş ileri sürülmüştür: Eğer bir kimse kendisine öldüğü zaman üstünü başını yırtmak gibi dinen yasaklanmış olan bir biçimde ağlanmasını vasiyet edecek olursa bundan dolayı kabrinde azap görür. Ancak bu ifade her ne kadar söz konusu ayetle hadisi veya bu hadisle Resûlullah'ın birçok sahabîye ağladığını ifade eden diğer bazı hadisleri birbiriyle te'lif etmede başvurulabilecek bir yol ise de; böyle bir işlem hadiste mevcut olmayan birtakım takdirlerde bulunmayı ve zorlamaları gerektirir.

Söz konusu hadisi Âişe'nin ifade ettiği gibi, Resûlullah'ın kâfir bir kimse hakkında söylediğini düşünecek olursak bu konuda hiçbir çelişki kalmamış olur. Çünkü buna göre hadisin ravisi hata etmiş ve bu çelişkiye sebep olmuştur. Aynı şey bu meseleye çok benzeyen "zina çocuğu üç şerliden biridir" anlamındaki hadis için de geçerlidir.

"Peygamber'in Allah'ı görmesi" ile ilgili hadise gelince, bu hususta sahabeden her iki tarafta kendi görüşünü güçlendirmek için Kur'an ile istidlal etmişlerdir. Ne var ki ulemadan bazıları görülenin Cebrail olduğunu ifade eden hadisi dikkate alarak Resûlullah'ın Cenab-ı Allah'ı görmediği görüşünü tercih etmişlerdir. Dolayısıyla bu konudaki tercih sahabe döneminden sonraya rastlamaktadır.

"Üç şeyde uğursuzluk olduğunu" ifade eden hadise ve onun ayetle Resûlullah'tan uğursuzluğu terk etme hususunda sahih olarak rivayet edilen sünnetine muhalif olmasına gelince, eğer burada Âişe'nin rivayetini göz önünde bulunduracak olursak, söz konusu çelişki zail olur. Çünkü o bu hadisi "Resûlullah, cahiliyet ehli derlerdi ki..." tarzında rivayet etmektedir. Ancak "Hastalıkların bulaşması ve uğursuzluk yoktur. Uğursuzluk ancak üç şeydedir...! [12] Tarzında başka rivayetler de vardır. Bu hadisin birbiriyle çelişkili olan baş ve son tarafını te'lif konusunda ne söylenirse söylensin; son tarafının reddedilmesi veya "Hastalıkların bulaşması ve uğursuzluk yoktur. Cahiliyet ehli uğursuzluk ancak üç şeydedir”...derlerdi." şeklinde anlaşılması gerekir. Zira hadisin bu şıkkı hem baş tarafına hem âyete, hem de İslâm'ın uğursuzluğu kabul etmeme veya yasaklama tarzındaki bilinen hükmüne ve Peygamber'in "Uğursuzluğun şirk olduğu" anlamındaki sözüne aykırı düşmektedir.

Mut'a nikâhına gelince, burada her iki taraf da isbat etmek istedikleri görüşünü desteklemek için ayetleri te'vil etme yoluna gitmişlerdir. Ancak, bu hususta onun haram olduğunu te'yid edip, öbürüne tercihini gerektiren başka hadisler de vardır. Nitekim mut'anın kıyamete kadar haramlığı noktasında ümmetin icma etmiş olması da bu bağlamda anlaşılmalıdır.

Ehli eşeklerin etlerini yeme meselesinde ayetle hadis arasında açık bir çelişki görülmemektedir. Aksine birbiriyle uyuşur durumdadırlar. Zira Yüce Allah, Kur'an'da "Bana vahyolunanda haram olarak bulmuyorum de" [13] buyuruyor. Dolayısıyla Peygamberimiz o zamana kadar kendisine vahyolunanlardan başkasını haram olarak görmemiştir. Ancak bu, daha sonra vahiy yoluyla yeni birtakım haramların bildirilmeyeceği anlamına gelmez.

Bu hususları zikrettikten sonra şunu da ifade edelim ki, hadisle ayet arasındaki çelişki aralarını telif etmenin veya neshin dışında gerçek bir çelişki olmalıdır. Böyle bir durum o hadisi Resûlullah'a nisbet noktasında çekimser davranmayı gerektirir. Ancak bu, onun uydurma bir hadis olduğu anlamına da gelmez. Zira çelişki bazan ravilerden kaynaklanmış olabilir. Çünkü ravilerin zamanla ihmal veya unutmaları sonucu hadislerde birtakım kelime ve harf değişikliği meydana gelmesi ve bunun da çözümü mümkün olan veya olmayan çelişkiler doğurması mümkündür. Bu durum her asırdaki raviler için söz konusudur. Âişe'nin bazı hadislerle ilgili değerlendirmesi bu espriyi ifade eden örneklerdendir. Nitekim o, "ölen kimse ailesinin kendisi için ağlaması sebebiyle mezarında azap görür" anlamındaki hadisle ilgili olarak hadisin ravisi olan İbn Ömer'in "yalan söylemediğini ancak unutmuş veya yanılmış olabileceğini" ifade etmiştir. Âişe Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği üç şeyde uğursuzluk olduğunu bildiren hadisle ilgili olarak da aynı yola başvurmuştur.

Ravi zincirinin birinci halkasında bulunan, Kur'an'ın inişi ve olayların, problemlerin yaşanması ile aynı dönemi paylaşan sahabenin hadis rivayetiyle ilgili durumları bu olduğuna göre bu özelliklerin bir kısmını taşımayan hadisi ilk kaynağından değil, ravilerden alan hatta kaynağı ile kendisi arasında uzun bir zaman, belki bir ömür geçen diğer ravilerin durumlarını bir düşünelim. Ömrünün başında ilim taliplisi, uzun yıllar boyunca ulemadan hadis alıp ezberlemeye başlar ve böylece sonunda hadis öğrenme, rivayet etme, başkalarının kendisine ilim tahsil etmek için gelmeleri seviyesine ulaşır. Şüphesiz bu uzun bir zaman olup hıfzı ve dikkati sağlam olan kimsenin hafızasını etkileyecektir. Böyle bir durum, hıfz ve anlamasıyla meşhur olmayanları ise haydi haydi etkileyecektir. Böyle bir ravi tabiatıyla hata edebilecek, sonra bir başkası onu yazılı metin haline getirecek, sonuncusu da ihtisar edip hadisin bir kısmını nakletmekle yetinebilecektir. İşte bazı hadislerle Kur'an veya bizzat hadisler arasında gördüğümüz çelişkilerin sebebi bu tür şeylerdir.

Yukarıda zikrettiğimiz üzere bazan kendisinde çelişki görülen bir hadisin gerçekte Peygamber'e dayanan bir aslı vardır. Ne var ki yanlış nakledilmiş olması, onu Kur'an'a aykırı hale getirmiştir. Keza çelişki sebeplerinden biri de Peygamber'in o hadisi söylediği sırada içinde bulunulan şartları nakletmemektir. Zira biz Resûlullah'ın böyle söylemesini gerektiren olayı tam olarak bilirsek, hadisin onunla ilgisini anlamış oluruz. Ama eğer ravi olayı anlatmaksızın sadece hadisi nakleder ve onu genel bir ifade haline sokarsa, o zaman bizi bir muhalefet ve çelişki ile karşı karşıya getirir. İbn Ömer'in ölen kimsenin ailesinin ona ağlaması yüzünden mezarında azap göreceği anlamındaki bir hadisi genel bir ifade olarak aktarması bu hususa açık bir örnek teşkil eder. O sebepledir ki Aişe hadisle ilgili olayı ve sahih metnini zikrederek İbn Ömer'in rivayetini reddetmiş ve şöyle demiştir: Resûlullah kendisi için ağlanan bir yahudinin cenazesi ile karşılaştı. Bunun üzerine, bunlar ona ağlıyorlar, o ise mezarında azap görüyor buyurdu. Görüldüğü izere İbn Ömer'in rivayet ettiği hadisle Âişe'nin hadisi arasında büyük bir fark bulunmaktadır. Daha önce zikretmiş olduğumuz "üç şeyde uğursuzluk bulunduğu" ve zina yolu ile dünyaya gelen çocuğun üç şerliden biri olduğu" anlamındaki rivayetler de böyledir.

Sahabe ile başlayan hadisi Kur'an'a arzetme kaidesi, Kur'an'ın Allah tarafından korunmuş, bir tek mushafta toplanmış ve tevatür yoluyla nakledilmiş olmasından kaynaklanıyordu. Kur'an'ın bu özelliği sebebiyledi ki, ona muhalif olan hadisleri reddedebiliyor veya Kur'an'ı uyuşacak şekilde yorumlayabiliyorlardı. Ancak sünneti sünnete arzetmeleri açısından durumun biraz zor olduğu görülmektedir. Zira sünnet onların her birinin elinde toplu olarak bulunmadığı gibi, tam bir muhafaza altına da alınmamıştı. Dolayısıyla bir şahabı bir hadisi bildiği halde onu nesheden diğer hadisi bilmeyebilir, öbür sahabîler mensuh olanı rivayet ederken o nasihi rivayet edebilirdi. Resûlullah'ın daha önce hüküm vermiş olmasına rağmen, bundan haberdar olmadığı için bir mesele hakkında bildiği naslar ışığında içtihatta bulunabilir ve farklı bir hüküm verebilirdi. İleride ikinci ölçüde temas edeceğimiz için burada o konuya girmeyi uygun bulmuyoruz.

Buraya kadar zikrettiklerimiz sahabenin hadis metinlerini tenkit hususunda kullandıkları birinci ölçünün örneklerini açıklamaktadır. O misallerden ortaya çıkan bu ölçü sahabenin söz konusu ölçüyü ne denli kullandıklarını ve birçok yerde "topuklarına işeyen bir bedevinin veya ezberlediğini yada unuttuğunu bilmediğimiz bir kadının sözüne bakarak Allah'ın kitabını ve Peygamberimiz'in sünnetini bırakmayız. Aramızda Kur'an hakem olsun veya size Kur'an yeter..." dediklerini bilyoruz.

Görüldüğü üzere hadisin Kur'an'a arzı son derece açık ve güçlü bir ölçüdür. Zira Kur'an bizzat Allah tarafından korunmuştur. Hiçbir zaman onda herhangi bir değişme olmamıştır ve olmayacaktır. Dolayısıyla eğer yapacak kimseler olursa, hadis metinlerini ona arzetme imkânı daima vardır. Böylece sahabenin hadis tenkidinde baş vurdukları ilk ölçüyü açıklamış bulunuyoruz. [14]



[1] Kurtubî, Tefsir, VII, 118.
[2] Misfir B. Gurmullah Ed-Dümeyni, Hadiste Metin Tenkidi Metodları, Kitabevi Yayınları, İstanbul 1997: 62.
[3] Şevkânî, Neylü'l-evtar, VII. 359.
[4] Ebu Davud, Nikah, 39.
[5] en-Nahl: 16/ 44.
[6] en-Necm: 53/3.
[7] el-Maide: 5/38.
[8] Müslim, el-Hudud, 1.
[9] et-Talak: 65/1.
[10] Kurtubî, Tefsir, XVIII, 167.
[11] el-En'am: 6/169.
[12] Müslim, Selam, 116.
[13] el-En'am: 6/145.
[14] Misfir B. Gurmullah Ed-Dümeyni, Hadiste Metin Tenkidi Metodları, Kitabevi Yayınları, İstanbul 1997: 62-68.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content
MesajKonu: Geri: Ashabın Metin Tenkidi - Hadisin Kur'an'a Arzı

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Ashabın Metin Tenkidi - Hadisin Kur'an'a Arzı

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var: Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Allah'ın Selamı, Rahmeti ve Bereketi Hidayete Tabi Olan Kullarının Üzerine Olsun... :: DİNİ KONULAR :: Hadis :: Hadis Müdafaası -