Allah'ın Selamı, Rahmeti ve Bereketi Hidayete Tabi Olan Kullarının Üzerine Olsun...

İSLAMİ BİLGİ PAYLAŞIM SİTESİ
 
AnasayfaTakvimSSSAramaKayıt OlGiriş yap
Rahmet Forum Son Konular
Konu Yazan GöndermeTarihi
star
starPaz 28 Ekim 2012, 12:04
star
starÇarş. 14 Eyl. 2011, 21:58
star
starSalı 13 Eyl. 2011, 18:41
star
starSalı 06 Eyl. 2011, 19:48
star
starSalı 06 Eyl. 2011, 19:15
star
starSalı 06 Eyl. 2011, 19:02
star
starPtsi 05 Eyl. 2011, 22:51
star
starPaz 04 Eyl. 2011, 13:51
star
starCuma 02 Eyl. 2011, 16:06
star
starCuma 02 Eyl. 2011, 15:45

RÂMÛZÜ'L-EHÂDİS’İN ÖZELLİKLERİ

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek
Yazar Mesaj
e-mir
Admin
Admin
avatar
Yaş :
Kayıt tarihi : 02/02/09
Mesaj Sayısı : 1596
Nerden :
http://www.rahmet.yetkin-forum.com
MesajKonu: RÂMÛZÜ'L-EHÂDİS’İN ÖZELLİKLERİ Ptsi 25 Ekim 2010, 21:46

Literatür Taraması
Râmûz, öncelikle geniş bir hadîs literatürü taramasının ürünüdür. Kütüb-i Sitte başta olmak üzere hadîs tenkidine yer veren birtakım eserler de Gümüşhânevî tarafından gözden geçirilmiş ve bu eserlerden seçmeler yapılmıştır.
Musannif, eserine yazdığı girişte yararlandığı eserlerin isimlerini belirtmiş ve bunlar için bazı kısaltmalar belirlemiştir. Bu kısaltmaları hadîs metinlerinden sonra yazarak her hadîsin geçtiği kaynak / kaynaklar gösterilmiş olmaktadır.

Kaynakları
Gümüşhânevî’nin kısaltmalarıyla gösterdiği kaynaklar şunlardır:
1. Buhârî (ö. 870), el-Câmiu’s-Sahîh.
2. Müslim (ö. 875), es-Sünen.
3. Ebû Dâvûd (ö. 889), es-Sünen.
4. Tirmizî (ö. 892), es-Sünen.
5. Neseî (ö. 915), es-Sünen.
6. İbn Mâce (ö. 886), es-Sünen.
7. Ahmed b. Hanbel (ö. 855), el-Müsned.
8. Abdullah ed-Dârimî (ö. 869), el-Müsned (es-Sünen).
9. Abdürrezzâk es-San‘ânî (ö. 827), el-Musannef.
10. Ebû Dâvûd et-Tayâlisî (ö. 818), el-Müsned.
11. Saîd b. Mansûr (ö. 844), es-Sünen.
12. İbn Ebî Şeybe (ö. 849), el-Musannef.
13. Abdullah b. Ahned b. Hanbel (ö. 903), ez-Ziyâdât.
14. Ebû Ya‘lâ el-Mavsılî (ö. 919), el-Müsned.
15. İbn Huzeyme (ö. 924), es-Sahîh.
16. Tahâvî (ö. 933), Meâni’l-Âsâr.
17. Ebû Ca‘fer Muhammed el-‘Ukaylî (ö. 933), Kitâbu’d-Du‘afâ.
18. İbn Hibbân (ö. 965), Târîhu’s-Sikât; es-Sahîh.
19. Taberânî (ö. 970), el-Mu‘cemü’l-Kebîr; el-Mu‘cemü’l-Vasît.
20. İbn Adiyy (ö. 975), el-Kâmil fî Ma‘rifeti’d-Du‘afâ.
21. Dârekutnî (ö. 995), es-Sünen.
22. Ebû Nuaym el-Isfahânî (ö. 1038), Hilyetü’l-Evliyâ.
23. İbn Hacer el-Askalânî (ö. 1049), Tehzîbü’l-Âsâr; Tefsîr.
24. Ahmed b. Hüseyn el-Beyhakî (ö. 1066), es-Sünen; Şu‘abu’l-Îmân.
25. Hâkim en-Nîsâbûrî (ö. 1014), el-Müstedrek.
27. Hatîb el-Bağdâdî (ö. 1071), Târîhu Bağdâd.
26. İbn Abdi’l-Berr (ö. 1071), el-İstiâb.
28. Abdülkerîm el-Kuşeyrî (ö. 1072), el-Erbaûn.
29. Ferrâ Bağavî (ö. 1122), Şerhu’s-Sünne; el-Mesâbîh.
30. İbn Asâkir (ö. 1175), Târîhu Dimaşk.
31. Ziyâüddîn Muhammed el-Makdisî (ö. 1245), el-Muhtâre fi’l-Hadîs.

Metodu
Râmûz el-Ehâdîs’in sadece tercüme kısmına bakacak olan bir okuyucu, eseri hadîslerin hiçbir tasnif esâsı gözetilmeden ardı arda sıralandığı karmakarışık bir hadîs koleksiyonu sanacaktır. Oysa Râmûz, Arap alfabesindeki harf sırasına göre tasnif edilmiştir. Hadîs metninin başladığı harf dikkate alınmış, metnin bitiminden sonra hadîsin alındığı kaynakların kısaltmaları yazılmış ve en sona da hadîsin ilk râvîsi not düşülmüştür. Mürsel hadîslerde râvî adından sonra mürselen rivâyet edildiği belirtilmiştir.

Eser hakkında en yaygın önyargı, ‘daha çok zayıf ve uydurma hadîsleri içine aldığı’ şeklindeki önyargıdır. Bu da eserin sadece Türkçe tercüme kısmına bakan okuyucunun kafasında şekillenmiştir. Oysa Arapça metinde hadîs tenkîdi de vardır. Gümüşhânevî, bazı hadîsler hakkında İbnü’l-Cevzî (ö. 1200)’nin kanâatini / tenkîdini dikkate almış ve bu hadîslerin sonunda “Kâle İbnü’l-Cevzî hadîsün mevdû‘un” (İbnü’l-Cevzî hadîsin uydurma olduğunu söyler.) diyerek hadîs tenkîdine de yer vermiştir.
Aslında Gümüşhânevî hadîslerin kaynaklarını her hadîsin bitiminde vermekle de bir nevi hadîs tenkîdi yapmış olmaktadır. Eğer bu kaynakça kısmı, eserin Türkçe tercümesinde de verilseydi, okuyucu eserde Buhârî gibi en güvenilir bir hadîs kaynağının yanı sıra el-Ukaylî’nin Kitâbu’d-Du‘afâ ve İbn Adiyy’in el-Kâmil fî Ma‘rifeti’d-Du‘afâ gibi uydurma hadîsleri konu alan kaynaklara başvurulmuş olduğunu görecekti.
Bu sebeple Gümüşhânevî’nin hadîs usûlü bilen bir âlime yakışır bir tavır sergilediğini; eserine aldığı hadîslerin kaynaklarını gösterdiğini görmemek insafsızlık olacaktır.

Yusuf Turan
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
e-mir
Admin
Admin
avatar
Yaş :
Kayıt tarihi : 02/02/09
Mesaj Sayısı : 1596
Nerden :
http://www.rahmet.yetkin-forum.com
MesajKonu: Geri: RÂMÛZÜ'L-EHÂDİS’İN ÖZELLİKLERİ Cuma 26 Ağus. 2011, 18:41

RAMUZ EL-EHADİS'İN TENKİDİ

1.Giriş

Hz. Peygamber Muhammed Mustafâ (s) adına uydurulduğu kadar hiçbir tarihî şahsiyet adına yalan uydurulmamıştır. Kur'ân'ı, İslam Tarihini ve Hadis edebiyatını yanyana basiretle okuya­bilenler; hemen hemen her fırka mensuplarınca Hz. Peygamber (s) adına uydurulmuş ve yaygınlaştırılmış yüzlerce mevzu hadis[1] tesbit edebilirler. Biz bu sapmanın sosyopolitik sebep ve saikleri üzerinde şimdilik durmayacağız. [2]Ancak bu vakıanın; Resûlullah (s)'in büyüklüğünün, yüceliğinin çarpık yönden bir itirafı olduğunu belirtelim. Zayıf ve çelimsiz olan batıl; kendine destek ararken daima kutsal kavramları, yüce şahsiyetleri istismar yollarını aramıştır.

Şüphesiz Kurân-ı Kerimin âyetlerini de istismar etmeye yeltenenler çıkmıştır. Ancak Kur'ân, Allah'ın inayetiyle, o derece yaygınlaştırılmıştır ki bu sahadaki istismar teşebbüsleri çoğu zaman akim kalmaya mahkûm olmuştur. Gene de Kur'ân yorumu iddiasıyla bize ulaşmış bulunan birçok tefsirlerde bu istismar eğiliminin -az da olsa- izlerine rastlıyoruz.

Resûlullah'ın (s) sözleri veya teknik terimle hadisleri ise istismarın en verimli sahası olmuştur. İyi niyetli fakat idraksiz kişilerden ardniyetli düzenbazlara, ihtiras sahibi dünyacılardan cahil sofulara kadar hemen her kesimden insanın rol aldığı bu alanda ne tür ürünlerin elde edildiğini görmek isteyenler; Îbn'ul-Cevzi (597), İbn Qayyim el-Cevziyye (69.), Sağanî(650), İbn 'Airâq (963), 'Aliyyu"l-Qârî (1014), Şevkânî (1250) gibi âlimlerin konuyla ilgili eserlerine başvurabilirler.

Bu makalemizde, son yıllarda hadis kaynağı İddiasıyla yayınlanan Râmuz el-Ehâdis (Hadisler Deryası) İsimli kitabın -sıhhati yönünden- tahlil ve tenkidini yapmak istiyoruz.
Kitabın, Lütfi Doğan ve M. Cevat Akşit tarafından neşre hazırlanan iki ciltlik metinli baskısı üzerinde duracağız
[3]

2. Yayınlayanların Tanıtımı

Bu başlık altında verilen bilgiler, anılan kitabın başına ve sonuna konan metindışı ek bilgilerden -bazılarının altı tarafımızca çizilmek suretiyle- özetlenmiştir. (C.l, s.I-XX!V, s. 1-2; C.2, s. 563-68):
3 Mevzu hadislerle İlgili, burada isimlerini verdiğimiz ve vermediğimiz hadis kritiklileri ve eserleri hakkında bkz: M. Yaşar Kandemir, Mevzu Hadisler/Menşei ve Tun mm Yollan, D. î. B. Yayını, Ankara. 1980
Bizim atıfta bulunacağımız Mevzuatla ilgili üç kitap, kısaltılmış şekilleriyle şunlardır: Aliyyu'l-Qârî, El-Mevduâtıı'i-Kuhnl (Tahkikli) Beyrut. 1391/1971 Şevkânî: Muhammed eş-Şevkânî. El-Fevûidu'l-Macımın,..
(Tahkikli), Kahire, 13BO/196O Elhânî: M. Nâsiru'd-dîn el-Elbânî, Silsileaı'l-Ehâdisi'd-Da'îfn vc'l
Mcvdû'a, C.l, Beyrut, 1392
4 Burada serdettiğimiz tenkitlerimizi daha önce. bir münasebetle, Lütfi Doğan'a şifahen ve özet olarak iletmiş idik. Lütfi Doğan, gerekli buluyorsak yazılı bir tenkid yapabileceğimizi ifade etmişti. [4]

a. Musannif ve Eseri


Kitabın musannifi (derleyicisi) Ahmed Ziyauddin Gümüş­hanevî (1813-1893) hazretleridir. Mevlâna Hâlid-i Bağdadî hazretlerinin İstanbul'a gönderdiği Trablus-Şam müftüsü Ahmed Ziyauddin Ervaclî hazretleriyle 16 yıl ledün ilmi alışverişi yaptıktan sonra irşad vazifesi yapmış olan Gümüşhanevî Hazret­leri 1865-1875 yılları arasında Ramûz el-Ehâdîs isimli kitabının tasnifini tamamlamıştır.

18 yıl yatsı abdestiyle sabah namazı kıldığı söylenen musanıfa izafe edilen önsözlere göre (s.XXII-XXIV ve s.1-2): Râmûz el-Ehâdîs kitabındaki hadisler; hicrî 600 senesinden evvelki büyük hadis âlimlerinin kütüphanelerdeki muteber kitablarından son ravînin dışındaki ravî isimleri hazfedilmek (düşürülmek) suretiyle meydana getirilmiştir. Mehazları tashih edildikten başka Arabistan uleması ve bazı hadis âlimleriyle müzakereler yapılmak ve mercilere inilmek suretiyle gerekli ihtimam gösterilmiştir. Dînin en büyük esaslarını ihtiva eden bu rivayet­lerin hıfzının kolaylaştırılması ve faydalarının yaygınlaştırılması için hadisler alfabetik olarak tanzim edilmiş, her hadisin sonunda -sayısı bazen dokuzu bulan- kaynağı veya kaynakları verildiği gibi gerektiğinde sıhhati ve za'fı ile ilgili notlar da ilave edilmiştir. Kitap iki kısma ayrılmıştır:
1) Resûlullah'ın (s) doğrudan sözleri: 6402 Hadis,
2) Resülullah (s) in hilye ve şemaili (sahabelerin dilinden): 701 Hadis
Kitabın başına 'Hadis Usûlü" niteliğinde Arapça sekiz sayfalık bir bölüm ilave edilmiştir. Eserin sonuna ise çeşitli beldelerden on âlimin kitaba takrizleri ile gene hadis usûlüne dâir Muhammed Birgivî'nin iki sayfalık bir metni konmuştur. [5]

b. Kitabı Okutan Hazerât ve Mütercim

Gümüşhanevî'den sonra, Râmûz el-Ehâdîs kitabı, sırayla aşağıdaki hâzerât tarafından -bazılarınca her sene bir hatim hesabıyla- ders kitabı olarak okutulmuş ve şerhleri yapılmıştır:
1) Hazreti Ebubekir (r) yaratılışlı ismi ile musemma, hilim sahibi, nurlu yüzlü, ak sakallı, çekme burunlu, ela gözlü Hasan Hilmi Efendi (1825-1911);
2) İlm-i Zahir ve Batında yekta, gür ve beyaz sakallı, celâl ve heybetli İsmail Necati Efendi (1839-1921);
3) Altı saatte hatim ile teravih kıldırdığı gibi iki rekatlık namazda Kur'ânı hatmeden, Arapça, Farsça, Rusça'dan başka, Orta Asya Türkleri diyalektleri uzmanı, Zubdetu'l-Buharî müter-­cimi ve birçok eser sahibi Ömer Ziyauddin Efendi (1849-1921);
4) İlm-i zahir ve batında derya, mahviyeti kâmile ve ahlâkı hamidesi ile mümtaz, orta boylu, nur yüzlü ve yuvarlak çehreli Mustafa Feyzi Efendi (1869-192.6);
5) Zahiri ve bâtını ilimlerde üstad, manevî ilimlerde zamanın kutbu olduğunda İttifak edilen 40 sene (tutulması haram günler hariç) hergün oruç tutan, uzunca boylu beyaz sakallı, nur yüzlü, yumuşak ve hilim sahibi Abdullah Hasib Yardımcı Efendi (1863-1949);
6) Deha mertebesinde bir zekâya, insanın içini ve dışını okuyan bir bakışa, bir koyunu rahatlıkla yarıp-kesip-yüzecek kuvvette pazulara sahip; 18 senelik evlilik hayatında bir gece dahi uyumayıp daima ibadetle meşgul olan; esnedikleri, uyukkıdıkları hiç vaki olmayan; sıkışık bir vaziyette temas edildiğinde birkaç dakikadan fazla dayanılmayan âteş gibi yanan bir vücudu olan ve:
Nefis bir hayvandır, onun izzeti olmaz;
Peki demesini öğrenmek lâzımdır;
Seni Mevlân'dan alıkoydu ise, dünya bir çöp de olsa dünyadır;
Aynayı tanı, ayna ile hemhal ol, aynalaş;
Bildiğinden fedakârlık etme, dikine de gitme, ama rezalet olacak bir derece dikil gibi vecizelerin sahibi '"canına cömert Abdulaziz Bekkine Efendi (1895-1952);
7) Gönülden geçen şeyler kendisine hemen malûm olan sualleri kendisine sorulmadan cevaplandıran, gittiği yerlere bereket ve bolluk götüren, en umulmadık kıtlıklarda fevkalâde nimetlere sebep olan; bîr hadisin üzerinde haftalarca, aylarca duran; dikkatle bakılması imkânsız, esrarengiz ve derin manâlı gözlere sahip; yumuşaklığından ötürü bazılarınca "Pamuk Baba" diye bilinen ve herşeye "peki" diyen Mehmet Zahid Kotku Efendi (1897-1980).
Eserin tercümesi, yukarıda altı numarada zikredilen Abdulaziz Bekkine Efendi Hazretleri tarafından 1950-51 yılla­rında talebelerine takrir ettirilerek yapılmıştır.
Eseri neşre hazırlayanların (Lûtfi Doğan-M. Cevat Akşit) ifade ettiklerine göre; eseri hemen her sene hatmetmek üzere 30 seneye yakın bir zaman okumuş, okutmuş ve açıklamış olan Abdulaziz Bekkine Hazretleri bu tercümeyi yapmakla her yönden tam selâhiyeti haizdir.
Eseri neşre hazırlayaniarca da eserdeki her hadis tercümesi üzerinde büyük bir titizlikle esas metin ve şerhinden teker teker yeniden gözden geçirilmiş, ancak mütercim hazretlerinin üslûbu ve kullandığı kelimeler muhafazaya çalışılmıştır.
Eserin esas metni ile Türkçesi, mudekkik okuyucuya kolaylık sağlamak amacıyla sayfa-sayfa karşılıklı olarak basıl­mıştır. Kitabın sonuna bir konu indeksi ile lügatçe ilave edilmiştir. Eser 1982 yılında iki cilt halinde basılmıştır. Basım yeri belirtilmemiştir. [6]

3. Hadis Kitapları İçin Bir Değerlendirme

Râmûz el-Ehâdîs kitabının kaynakları yönünden değerlendi­rebilmemiz için bilinen hadis kitapları konusunda, hadis otoritelerinin sağlamlıkları yönünden yapmış oldukları değer-­lendirmelerden haberdar olmamız gerekir. Bu konunun sahası çok geniş olmakla beraber, biz burada hadis sahasındaki otoriteleriyle bilinen baba-oğul iki âlimin değerlendirmelerini vereceğiz. Bu iki âlim Şah Veliyyullah Dihlevî (1114-1176) ile oğlu şah Abdu'l-'Aziz Dihlevî (1159-1239) dir. Şah Veliyyullah Dihlevî'nin Huccetullâhi'l-Bâliğa'sında[7] 'Abdu'l-'Aziz Dihlevî'nin İse Ucâle-i Nâfİ'a'sında [8]hadis kitapları hakkında yapmış oldukları değerlendirmeyi birbirlerine çok yakın olduklarından birleştirerek ve biraz özetleyerek- aşağıya veriyoruz:
Günümüze kadar ulaşan hadis kitaplarını sıhhat ve sağlamlık itibariyle dört tabakaya ayırabiliriz.
1.TABAKA: Buhari'nin ve Müslim'in Sahihleri ile İmam Malik'in Muvattâı (3 kitap): Bu üç kitaptaki rivayetler diğer herhangi bir hadis kitabındaki rivayetlere nazaran çok daha sağlamdırlar. Buharı ve Müslim, rivayetlerinde ittisal şartını titizlikle aramışlardır.
2. TABAKA: Birinci tabakadaki üç kitabın seviyesine ulaşmamakla beraber derleyicileri güveni­lir ve dürüst olarak bilinen ve yazdıkları dönemde büyük kitlelerce hüsn-ü kabul gören kitaplar: Bunlar; Ebu Davud'un Süneni, Tirmizî'nin Câmî'i ve Nesai'nin Muctebâ'sıdır. (3 kitap). Ahmet b. Hanbel'in Musnedi de bu tabakaya nisbet edilirse de onda tenkîd edilmemiş çok sayıda "zayıf' hadis mevcuttur.
3. TABAKA: Buharî ve Müslim'in eserlerinden önce veya sonra ya da onlar zamanında, sıhhat şartı gözetilmeden derlenen ve şöhretleri ilk iki tabakadaki eserlerin seviyesine ulaşamayan hadis kitaplarıdır. Bu kitaplar; sahih, hasen, zayıf, ma'rûf, garib, şazz, munker, hata, sevab, sabit, maklûb... her çeşit rivayeti ihtiva ederler. Bunlar; tamamen dışlanmamakla beraber ilim alanında önemli şöhreti olmayan, hadis otoritelerince değerli bulunup üzerin­de durulmayan; lisaniyatçılarca, fakihlerce veya bi­yografi yazarlarınca malzeme niteliğinde görülmeyen ve taklidin yaygınlaştığı dönemlere kadar kıyıda köşede kalmaya mahkum olan kitaplardır. Bunlar; İbn Mâce'nin Süneni, Dârimi'nin ve Ebu Yalâ'nın Musned'leri, 'Abdu'r-Rezzaq ve Ebu Bekr b. Ebî Şeybe'nin Musannefleri, Abd b. Humeyd ve Tayâlisî'nin Musnedleri, Dârequtnî'nin Sunen'i, İbn Hibbân'ın Sahih'i, Hâkimin Mustedreki İle Beyhaqî, Tahavî ve Taberânî'nin kitaplarıdır. Bu musannıfları bir çoğunun hedefi, sıhhat yönünden hiçbir tenkîd ve tahlile tabi tutmadan buldukları herşeyi derlemek olmuştur.
4. TABAKA: İlk tabakalardaki hadisçilerce bilin­meyen veya bilinmesine rağmen herhangibir kusu­rundan dolayı- itibar edilmeyen rivayetlerden oluşan ve aradan uzun asırlar geçtikten sonra derlenmiş bulunan eserlerdir. Bu kitapların malzemesi genel­likle şunlardan oluşmaktadır:
a) Muhaddislerin itibar etmedikleri; genellikle mübalağacı vaizlerin, mutaassıb fırkacıların, zayıf karakterli kimselerin rivayet ettikleri sözler;
b) Sahabe, tabiîn, hukema ve vaizlerin sözleri veya israiliyyat haberleri iken ravilerin bilerek veya bilmeyerek Hz. Peygamber'e (s) nisbet ettikleri sözler;
c) Kur'ân ve sahih hadislerden mefhûm olarak çıkarılabilecek bir hususun; hadisin inceliklerini bil­meyen sâlih kimselerce kasıtsız olarak veya bu incelikleri bilenlerce kasıtlı olarak Resûlullah'a (s) izafesiyle oluşan rivayetler;
d) Farklı birçok hadisin ibarelerinin birleştirilme­siyle meydana getirilen kompleks rivayetler...
Böyle rivayetlerin kaynağı olarak: İbn Hibban ve Uqaylî'nin Du'afâ'ları, İbn 'Adiyy'in Kâmil'i; Hakim, Ebu Nu'aym, Deylemi, Hatib, İbn 'Asakir, İbn Merdeveyh, Cevzeqânî, İbn Şahin, Ebuş-Şeyh ve İbnu'n-Neccar'ın kitapları gösterilebilir.

Bu tabakadaki kitapların en iyi rivayetleri ancak "zayıf" niteliğindedir. En çirkin olanları ise uydurma ve çarpıtılmış olanlarıdır. Meşhur hadis kritikçisi İbnu'l-Cevzî'nin Mevdu'ât (Uydurmalar) kitabının ana malzemesini Suyûtinin (hadis) kitaplarının ser­mayesini bu kitaplar oluşturmaktadırlar.

Bu dört tabakanın dışında kalan ve fıkıhçılar, tasavvufçular, tarihçiler... yoluyla şöhret bulmuş bir
5. TABAKA" vardır ki; İmanında ciddiyyetsiz, Arab diline vakıf kimselerin sağlam senetlerle Hz. Peygam­ber'e (s) izafe ettikleri rivayetlerden oluşurlar. Bunlar İslâm'da büyük musibetlere sebep olmuşlardır. An­cak büyük hadis otoriteleridir ki bunların yüzündeki maskeyi yırtabilmiştir.

Üçüncü tabakadaki kitaplardan, ancak rical ve hadis tekniği ilimlerinde uzman olanlar faydalanabi­lirler.
Dördüncü tabakadaki kitaplara gelince, daha çok muteahhirin (sonrakiler) nezdinde şöhret bulmuş eserlerdir. Sapık fırkaların birçoğu kendi mezheple­rine mesned ararlarken hep bu kitaplara sarılmışlardır. [9]


4. Ramuz'un "Aslı" nın Tenkidi
a. Kaynaklar Yönünden

Râmûz el-Ehâdîs'in önsözünden kaynakların hepsinin "muteber kitaplar" olduğu iddia edilmesine rağmen basit bir araştırma, Râmûz metninin çoğunlukla, önceki bölümde ahvali izah olunan, üçüncü, dördüncü, hatta beşinci tabakadaki kitap­lardan oluştuğunu ortaya çıkarır.
Önce kitabin girişinde zikredilen kaynakları sıralayalım:
1. Buharı, 2. Muslim, 3. Ebu Davud, 4. Tirmizî, 5. Nesâî, 6. İbn Mace, 7. Ahmed, 8. 'Abdullah b. Ahmed, 9. Abdurrezzaq, 10. Tayâlisi, 11. Said b. Mansûr, 12. İbn Ebi Şeybe, 13- Ebu Yala, 14-15. Taberânî (Kebir, Evsat), 16. Dârequtni, 17. Ebu Nu'aym, 18-19- Beyhaqî, 20. Uqaylî, 21. İbn 'Adiyy, 22. Hatîb, 23. İbn 'Asâkir, 24. İbn Cerîr, 25. İbn Hibban ( Sahih), 26. Hâkim, 27. Ziya (Muhtâre), 28. Darimî, 29. ibn Huzeyme, 30. Isfehânî, 31. İbn 'Abdilber, 32. Quşeyrî, 33. Beğavî, 34. Tahâvî
Bu kaynaklardan:
1 ve 2 nr. dakiler: 1. tabakadan; 3, 4 ve 5 nr. dakiler: 2. tabakadan; 6, 7, 9, 10, 12, 13, 14, 15, 16, 18, 25, 26, 28 nr. ' dakiler: 3. tabakadan; 17, 20, 21, 22, 23, 24 nr. dakiler ise 4. tabakadandır.

Aynca Râmûz'un ilk 100 sayfasını taradığımızda, yukarıda zikredilen kaynakların dışında altmışın üzerinde kaynak tesbit ettik. Bunlardan çokça tekrarlanan birkaçının İsmini verelim:
l.Ebuş-Şeyh, 2.İbrahim-Neccâr, 3-îbmrs-Sunriî, 4.Hemmâd, 5.Bâverdî, 6.Ş.zî, 7.Râfı'î, S.Rûyânî, 9-İbn Lâl, 10.İbn Nasr, 11.îbn Şahin, 12.İbn Merdeveyh, 13.Ebu Nasr, 14.Nuaym b. Hammad, 15. Haris b. Ebî Usâme...
Bunlardan 1, 2, 11 ve 12 nı dakiler 4 Tabakadaki kitaplardır. Geri kalanların ve buraya almadığımız elliye yakın kaynağın İse muhtemelen 5. Tabakadan kitaplar olduğu ortaya çıkmak­tadır.
Görüldüğü üzere, Râmûz'un kaynaklarının çoğunluğu Dihlevî'lerin değerlendirmelerine göre 3, 4 ve 5. tabakadan kitaplardır. Üçüncü bölümde görüldüğü üzere bu kaynaklar sahih, zayıf, munker, batıl, maklûb, mevzu, mufterâ... her çeşit hadisleri ihtiva etmektedir.
Musannifin, kaynaklarının bu özelliğini belirtmesi ve okuyu­cuyu uyarması gerekirken, bütün rivayetlerin muteber kaynak­lardan alındığını iddia etmesi seleflerinin takip ettikleri ilmî metoddan ayrıldığına en açık delildir. [10]


b. Tek-tek Rivayetler Yönünden

Yukarıda, (a) şıkkında ortaya çıkarılan genel zaafın tabiî neticesi olarak Râmûz'da çoğunluğu hadis otoritelerince tenkid ve reddedilmiş- birçok uydurma rivayete rastlanmaktadır. Her ne kadar bazı rivayetlerden sonra kısa tenkidî notlar konuimuşsa da bunlar bütün zayıf ve uydurma rivayetlere nazaran çok cüz'i kalmaktadır. Hadis otoritelerince tek-tek veya genelleş­tirilmiş ifadelerle uydurma veya zayıf oldukları ilân edilen onlarca -hatta yüzlerce- hadis tesbit etmek mümkün olmaktadır.

Önce, hadis kritikçilerince uydurma hadisin özelliği olarak kabul edilmiş birkaç genel kaideyi hatırlatalım:
1) Akla, tecrübe ve müşahedeye; sarih ve mütevatir nakle, usûle aykırı olan bütün hadisler;
2) Gelecekteki olaylara tarihleriyle beraber işaret eden hadisler;
3) Mekke, Medine ve Beytu'l-Maqdİs (Kudüs) dışındaki şehirleri öven veya yeren hadisler;
4) Sevab veya ceza hususunda çok mübalağalı hadisler;
5) Hızır ve İlyas'ın hayatta olduklarına dair hadisler; 46
6) Abbasoğullarının hilâfetini ihbar eden bütün hadisler;
7) Arabı, Kureyş'i ölçüsüz öven; Türkleri, Sudanlıları yeren hadisler;
8) Mehdî ile ilgili hadisler, Abdal hadisleri;
9) Satrançla ilgili hadisler;
10) Horoz ve güvercin hadisleri (bir hadis hariç)[11]
(Râmûz'da yukarıdaki maddelerin hepsine uygun çok sayıda hadis vardır. Alfabetik mevzu indeksine bakınız.)
Bu kaideler listesi böyle uzayıp gider. Ancak bize göre, 1. sırada kayıtlı olan kaide, kendi dışında verilmiş ve verilecek bütün kaideleri kapsamaktadır. Çünkü sıralanan diğer hususlar, ya sarih nakle ya da akla aykırı görüldükleri için reddedil­mişlerdir. Bir rivayetin sarih nakle aykırılığı ise ancak o sarih nakle sahip ve hâkim olmakla belirlenebilir. Yani Kur'ân'ın öğretisi ve Resûlullalrın (s) mütevatir olan sîret ve sünneti ihata edilmedikçe nakil kriteri lâyıkıyla kullanılamaz. Bununla beraber akıl kriterini kullanmak her zaman bir zaruret ol­maktadır.

Şimdi bu verilenler ışığında, Râmûz'dan aşağıya alıntıla­yacağımız hadislere bakabiliriz. (Bunlar musannıfça hiç tenkid edilmemiş rivayetlerdir.)

208.5: "'Dünya âhiret ehline haramdır, Ahiret dünya ehline haramdır. Dünya ve âhiret Ehlullah'a haramdır": Deylemi: İbn Abbas'dan (r).
Bu rivayet Kur'ân'a aykırıdır. (28: 77'ye bkz.) Cennet muttaqiler içindir. (13:35, 25:15, 47:15) Hadis otoriteleri de buna ''uydurmadır' demişlerdir. (Elbânî, nr.32)

480.3: ''Kadınları yüksek yerlere oturtmayın; onlara yazıyı da öğretmeyin; dikişi ve Nûr suresini Öğretin." Taberânî (Evsatta) ve Beyhaqî (Şu'ab'da): Hz. Aişe'den.
Bu rivayet İslâm'ın temel prensiplerine aykırı bir emri ihtiva etmektedir ve batıl sayılmıştır. (Şevkânî, s. 120-27)

27.3: "Allah bir kula şer murad ettiğinde ona, bina yapmak için kerpiç ve çamuru güzel gösterir. 'Taberânî (Kebir ve Evsat'ta) ve Haîîb (Tarihte): Câbİrden (r). (Yakın mânâda bir rivayet olan 27.4'e bakınız).

189-9: 'Şerliler, hayırlılardan sonra 150 senedir; dünya ehlinin hepsine hakim olurlar: Onlar Türklerdir." Deylemî: İbn Ömer'den (r).
Mütercim tercümesine bir not koymuş: 'Türklerden maksat: Çinliler ve tatar-î kebirdir ki sonunda dünya bunların üzerine kalacakmış."

394.9: 'Satranç oynayan mel'undur; seyircisi de domuz eti yiyen gibidir." 'Abdan, Ebu Musa ve İbn Hazm: Habbe b. Müslim'den "mursel" olarak.
Uydurmadır (Şevkânî, s.207; Qârî,. s.358).

452.2: "Ümmetim İçin kazılan mezarların yarısı nazardan­dır/' Taberânî (Kebîr'de): Esma bt. Umeys'den (r).

102.6: ''Sizden biriniz namazda iken şeytan gelir; kıçından bir kılı tutar, çeker. Bu, ona yellenmiş gibi gelir. Böyle bir durumda biriniz ses veya koku duymadıkça namazını bozma­sın' Ahmet (Musned'de) ve Ebu Yala: Sald'den (r). (102:"10'a da bkz.)

379.1: "Hiç kimse yoktur ki altın veya gümüşten birşey bıraksın da sonra (âhirette) alnından ayağına kadar enli kılıçlarla dağlanmasın. "Ebu Nu'aym (Hilye'de): Sevbân'dan (r).

510.1: "Cennetlik bir adam 4000 bakire, 8000 dul ve 100 hûrî ile evlendirilir. '" Ebu'ş-Şeyh: İbn Ebî Evfâ'dan

Ucuz "Şehîdlik" vâdeden rivayetler.
430.19: "Bir kimse âşık olur, iffetini koruyarak ölürse şehîddir/' Hatîb (Tarilrte): Aişe'den (r). (430''12 ve 430.14'e bkz.)

450.4: "Adamın gurbette Ölmesi şehadettir". Taberânî ("Kebîrde) Râfiî: İbn'Abbas'dan (r). (Şevkânî, s, 209'a bkz.)

411.1: "Bir kimse abdestli yatar ve o gece ölürse şehid olarak ölür." İbnu's-Sunnî: Enesten (r).
Bu konuda 236.14 ve 421.14 rivayetlerine bakınız.

Ucuz sevaplar vâdeden rivayetler:
65.4: "Bir kul mescidde tükürmeye davranırsa mescidin temelleri sarsılır. (...) Eğer vazgeçip (tükürüğünü) yutarsa Allah ondan 72 hastalığı giderir ve ona iki milyon hasene yazar." Deylemi: Enes'den (r).

424.7: "Bir kimse, bir günde müslümanlardan yirmi kişiye toptan veya parekende- selam verirse; o gün veya o gece ölürse cennet ona vacip olur." Taberânî (Kebîr'de): İbn Ömer (r) den.

433.10: "Bir kimse "Cezâhullahu Muhammeden 'annâ mâ huve ehluhu' derse, yetmiş kâtibi bin sabah yormuş, olur (sevab yazmaktan)" Taberânî (Kebirde), Ebu Nu'aym (Hilyede), Hatib (Tarih'te) ve İbnu'n-Neccar: 'Aişe ve İbn Abbas'dan.

438.3: ''Bir kimse hergün yüzünden 200 âyet okursa, (...) müşrik bile olsalar Allah ana-babasının azabını hafifletir/' Deylemi: Ebu'd-Derdâ'dan (r). Zayıftır.

Müşrik'in azabının hafifletilmeyeceğini Kur'ân haber veri­yor. (2:162, ayrıca 2:86, 16:85)
Değişik birkaç rivayet daha-
449.4: "99 kadından bir tanesi Cennette, kalanı Cehennem­dedir. (...)" Ebu's-Şevh: İbn Abbas (r) dan.
232.4: 'Mıfminler itaatkâr ve yumuşaktırlar. Munis bir deve gibi 'boynunu ey' denince boynunu eyer, bir kaya üzerinde bile olsa 'ıh' denilse çöker." İbnul-Mubarek'ten "Mursel" olarak; Beyhaqî (Şu'ab'da): İbn Ömer'den (r).
117.10: "Ümmetim hiçbir zaman dalâlette birleşmez. İhtilaf halinde kalabalık tarafı tutunuz." :Abd b. Humeyd ve İbn Mace: Enes'den (r).
En'âm: 116 âyetiyle mukayese ediniz.
213.13: "Sultan Allah'ın yeıyüzündeki gölgesidir..." Deylemî: Enes'den (r). (213.12, 14, 15 ve 16ya da bakınız).
38.6: "Bir kimse binasını 7 veya 9 zira (arşın) yüksekliğinde yaptığında, gökten bir münâdî ona seslenir: ;Ey fasıkların en fasıkı, bununla nereye gidiyorsun?"' Ebu Nu'aym (Hilye'de): Enes'den (r). Zayıftır. (Bizce batıldır!)

Tesbit ettiğimiz uydurma ve batıllar buraya alıntılanamayacak kadar çoktur. Bazılarının numaralarını vermekle yetini­yoruz:
291.11, 442.8, 316.6, 318.8, 423.4, 95.4, 194.3, 238.15, 460.6, 439.6, 321-11-12, 516.7, 159.6, 442.4, 335.6, 22.4, 81.10, 256.8, 394.8, 489.4, 84.14, 105-37, 119.2-3, 124.4, 288.2, 438.8-9, 433.3-7-9, 434.3-6-11, 428,10, 432.6, 421.3, 427.7-8. 437.2-10-12-13, 440.10, 64.6, 494.8, 101.12, 291.13, 292.2, 426.1, 99.3, 104.3, 410.4, 436.1

Birbiriyle çelişen rivayetler de az sayıda değildir. Sadece birkaçına işaret ederek bu bölümü bitiriyoruz:
303.5' de Hz. Peygamberin (s) yolundan ayrılan emîre mutlak itaat emredilirken 303.6'da Allah'a isyan eden emîre itaat edilmeyeceği bildirilmektedir,
326.20 de "Mehdî amcam 'Abbas'ın soyundandır." denirken 236.21 'de "Mehdî ...imden, Fatıma soyundandır." deniyor.
97.7, 207.8, 508.2'de Horasan'dan Deccal'in çıkacağı bildiri­lirken. 298.2'de aynı yerden Mehdinin çıkacağı haber veriliyor.
239.13-14 hediyeleşmeyi yererken 239.15-16 tam zıddını söylüyor. [12]


5. Ramuz'un 'Tercümesi'' nin Tenkidi

a. Tercüme Edilmeyenler


Bir tercüme olayında metnin aynen aktarılması, mütercim tarafından keyfî tasarruflarda bulunulmaması; atlanan, tercüme olunmayan kısımlar varsa bunlara işaret olunması kabul edilen bir ahlâk kuralıdır. Hele tercüme konusu, bir dinin mensup­larınca en yüksek değerde görülen metinler olunca bu ahlâk kuralına riayetsizlik bir hıyanet, bir cürüm olur.
Hz. Peygambere (s) izafe edilen bir söz nakledilirken öncelikle kaynağının belirtilmesi, ayrıca hadis otoritelerince yapılan tenkidler varsa bunların da beraber verilmesi, tercüme olayı dışında da İslâmî bir ahlâk olarak bilinegelmiştir. Çünkü ancak bu ilmî yolla Hz. Peygamber (s) adına uydurulan birçok iftiralar bertaraf edilebilir. Bir zayıf veya uydurma hadisin, kaynağının ve hele niteliğinin belirtilmeden rivayet edilmesinin İslama ve Resülullah'ın (s) hukukuna en büyük saygısızlık addedilmesi çok makul ve çok gerekli ahlâki bir müeyyidedir.

Her seviyedeki okuyucu kesimine arzedilen Râmûz tercü­mesinde bu ilmî ve ahlâki kurala hiç riayet edilmediği görül­mektedir. Şöyle ki:
1) Hadis kaynakları tercümede gösterilmemiştir: Yukarıda sağlamlıklarını tartıştığımız kaynakların hiçbiri tercümeye alınmamıştır. Dolayısıyla, tercümeyi okuyan birisi için "sağlam kaynak"la "zayıf kaynak" diye bir ayırım yapmak imkânı yoktur. Ve hadislerin hepsini aynı nitelikte görmeye, daha doğrusu hepsini sahih saymaya mahkûmdur. Artık bir İbn Şahin, bir Ebu'ş-Şeyh, bir Hakîm Tirmizî (bildiğimiz Câmî sahibi Tirmizî değil), bir Uqaylî ile Buharı veya Müslim'i birbi­rinden ayırdetmek mümkün olmayacaktır.

2) Bazı hadisler hakkındaki tenkidi notlar tercüme edilme­miştir:
Arapça metninin bütün zaaflarına rağmen gene de bazı ilmî tutumların izine rastlanabiliyor: Bazı hadislerin arkasına, bu hadisler hakkında yapılan tenkidler kısa notlar halinde İlave edilmiştir. Bu kısa notlar:
• Hadisin bazı otoritelerce uydurma sayıldığı (mevzu hadis);
• Hadisin genel olarak tenkid edilmiş olduğu;
• Hadisin Resûlullah'dan (s) başka birinin sözü olduğu (mevkuf hadis);
• Hadisi rivayet eden sahabenin bilinmediği (mursel hadis);
• Hadisin otoritelerce zayıf sayıldığı;
• Hadisin ravilerinden bazıları hakkında yapılan tenkitler. şeklindedir. İşte metindeki bu notlar hiçbir yerde tercüme edilmemiştir. Dolayısıyla Arapça metinde mevzu (uydurma) oldukları bildirilen hadisler tercümede sahih hadis oluvermiş­lerdir.

Şimdi bunlara -sıra gözetmeden- bazı örnekler verelim (Gerekli tercüme düzeltmelerini yaparak veriyoruz):
418.9: "Bir kimsenin konuşması esnasında aksırılırsa. bu, konuşulan sözün hak olduğuna işarettir/ Taberânî (Kebirde), Ebu Ya'lâ, Dârequtnî Suneıide, Beyhaqî ve Hakîm: Ebu Hureyre'den (r). Beyhaqî: "Munker bir hadistir" demiştir.
Görüldüğü üzere hadis zayıf kaynaklardan (3. ve 4. tabaka) rivayet edildiği gibi bir kaynakta da "münker olarak nitelen­miştir. Bütün bunların tercümeye aktarılmaması, böylesine saçma ve batıl bir sözün Resülullah'a (s) izafe edilmesine cür'et kazandırıcı niteliktedir. Bu batıl söz, hadis otoritelerince gerekli şekilde tenkîd ve reddedilmiştir. (Qârî, s.426, 341; Şev-kânî, s.224; Elbanî, nr. 136, 137)


430.15: Bir kimse aksırdığı veya geğirdiği zaman
Elhamdülillalah'alâ külli hâlin minel-hâl' derse en hafifi cüzzam olacak şekilde yetmiş hastalıktan korunmuş olur. "Hatİb ( Tarih'de), ve İbnu'n-Neccar: Abdullah b. Amr'dan (r). İbnul-Cevzî Uydurmadır demiştir.
Burada da metinde uydurma olduğu belirtilmiş batıl bir sözün kaynakları ve tenkidi tercümeye alınmamıştır. (Qârî, s.352-3, 496; Şevkânî s. 225; Elbânî nr. 409)


414.3: "Kim Farsça konuşursa cinneti artar, ,: mürüweti (insanlığı) azalır." Hâkim ( Müstedrekde) ,, ve İbn "Adiyy (el-Kâmiî'de ve tenkîd ederek): Enes'den (r). İbn'ul-Cevzî bunu "uydurma" saymıştır.
(Allah'ın gazab ettiği zaman meleklere Farsça vahyetmekte olduğuna dair bir uydurmanın tenkidli rivayeti için 27.12 metnine bakınız.)
227.7: "Kur'ân birmilyonyirmibin harftir. Kim onu Allah'tan ecrini umarak ve sabırla okursa her harfine karşılık kendine hurilerden bir zevce vardır. Taberânî (Evsafta), İbn Merdeveyh ve Ebu Nasr: Ömer'den (r).
Ebu Nasr: Metni ve isnadı garibdir" demiştir. Hadiste verilen rakam mevcut Kur'ân harflerinden fazladır. Ancak bu durum birçok Kuran âyetinin tilâvetinin neshedilmîş olmalarıyla izah edilebilir.
Bu rivayetin saçmalığı kadar metne iîave edilen notun saçmalığı da meydanda. Bir maskaranın uydurması olabilecek bu rivayete göre; bir kere Kurân'ı hatmeden kimse için Cennette okuduğu Kuran harfleri sayısınca hûrî var. Ancak Kur'ân harfleri için verilen
1020 000 rakamı, son notu koyan zatı biraz düşün­dürmüş. Çünkü mevcut Kur'ân harfleri sayısı bu rakamın üçte-birine ulaşmıyor. Mütercimin metne koyduğu nota göre de "mevcut Kur'ân'lar 322 671 harf tutuyormuş." İki rakam arasında 697 329 gibi çok fahiş bir fark mevcut. Bu nasıl izah olunacak? Notun sahibi zat için bunun makul izahı şöyle: Fazla harflerin oluşturduğu âyetler (ilâveten nesh edilmiş! Yani elimizdeki Kur'an'dakinin iki katından daha fazla sayıda âyet; önce nazil olmuş, daha sonra hem Peygamber'e (s) hem de müslümanlara unutturularak Kur'ândan çıkarılmıştır. Böylece bu rivayetlerin rakam fazlalığının hikmetini kavramış oluruz.

29.7: "Sizden biri (taharet için) taş kullandığında tek sayıda kullansın. Zira Allah tektir, teki sever..." Taberânî (Evsat'ta), İbnn Hibban ve Hâkim ( Mustedrek'te): Ebu Hureyreden Hadîs tenkid olunmuştur.
Tercümede, Allah'ın birliği ile taharet taşlarının tekliği arasında ilgi kuran bu hayasız sözün tenkîd edilmiş okluğuna dair en ufak bir işaret yoktur.

291.12: "Evli adamın iki rek'atı bekârın sekseniki rekatından hayırlıdır." Hemmâm ve Ziya (Muhtâre'de): Enes'ten (r). ibn Hacer': :Bu münker bir hadistir. Ziya'nın onu rivayet etmesinin bir mânâsı (değeri) yoktur/' demiştir.

Aslında tenkid edilmiş oldukları halde tercümede gösteril­meyen bu kabil rivayetlerin bîr kısmının numaralarını veriyoruz:
8.4, 10.9, 12.2, 17.12-14, 40.15, 60.1, 69.1, 70.6. 75.12, 91.6, 101.9, 205.17, 216.15. 273.1-4, 306.6, 323.11, 335.4, 337.10, 342.12, 358.10, 369-8, 415.1, 421.5, 447.14, 474.8, 499.11, 504.4[13]

b. Tercüme Hataları

Birçok yerlerde çok garib tercüme hatalarına rastlanmaktadır. Biz gene bazı örneklerle yetineceğiz.
l6.1: Hicretten sonra bekâr kalmaktan (sakınınız)" yan­lış bir tercümedir.
Doğrusu: (Medine'ye) hicretten sonra (tekrar) çöle. dönmekten (sakınınız)".
Hata, metindeki '"ta'arrub" kelimesinin noktalı olarak "ta'azzub" şeklinde okunmasından kaynaklanmışa benziyor.

97.8'de ravi yerindeki "Hz. Recul r.a" çok gülünç bir tercüme. Çünkü birazcık Arapça bilen birisi "recul" kelimesinin özel isim olmayıp "adam" mânâsında cins isim olduğunu bilir. Hadisin ilk ravisinîn ismi bilinmediği zaman 'an reculin (yani "ismi tesbit edilemeyen bir adamdan rivayet edilmiştir") şeklinde vermek hadis rivayetinde bilinen bir gelenektir.
138.10: O beyaz bîr kürk üzerine oturmuştu."
Tercüme yanlıştır. Kürk diye tercüme edilen "ferve" kelime­si, burada "otsuz kıraç yer" anlamında çevrilmelidir. Nitekim metnin kenarındaki Arapça notta da kelimeye bu doğru mânâ verilmiştir. Buhari şerhi Fethu'l-Bârî'ye de bakınız. (Hadis No: 3402)
224:1: "Umra ve Rukba verilen kimselere caizidir."
Arapça birer ıstılah olan "umrâ" ve "ruqbâ"' kelimeleri açıklanmalıydı. Bu haliyle okuyucuya hiçbir şey İfade etmez. Kitabın sonundaki "Lügatçede de bu kelimeler yok.
353.6. Cebrail (s) haşyetullahtan eski bir kilim gibi titriyordu."
Tercümede "eski bir kilim gibi titremek" teşbihinde hiçbir güzellik ve mânâ yok. Çünkü metinde "titriyordu" diye çevrilebi­lecek bir kelime mevcut değil, eski bir çul gibi (süklüm-püklüm) idi" diye çevrilmesi mümkündür.
455.2: "Ümmetimin helaki kitab ile süttedir. Kitaba gelince: Kur'ân'ı okurlar. Hilâf-ı hakikat te'vil ederler. Sütü ise severler, kıra çıkarlar, cemaati ve cumaları terkederler."
Sütü sevmekle kıra çıkmak, cemaati ve cumaları terketmek arasındaki ilgiyi bulmak, okuyucu için bir muammayı çözmek kadar zor görünüyor. Bize göre, Peygamber'e (s) ait olmadığına inandığımız bu ifadelerle -muhtemelen- .sonraki dönemlerin bir endişesi dile getiriliyor. Şöyle ki: süt, deveyi; deve de bedeviliği temsil eder. Şehirli (yerleşik) ise hurma ile sembolize edilir. Tercümedeki "kıra çıkarlar" metindeki "yebdüne" kelimesinin yanlış karşılığıdır. Doğrusu: "bedevileşirler".
Resûlullah (s) adına söylenen bu sözlerle, tarihin muayyen bir döneminde, şehirlerden çöle kaçış akımı önlenmek istenmiş olmalıdır.
484.3: "Allah ümmetimi ebeden dalâlette cem etmez. Büyük karaltıda olun..
Tercümedeki "Büyük karaltıda olun' cümlesinin doğrusu: "Kalabalık tarafı tutun" şeklinde olmalıydı. Nitekim 117,10 rivayetinde tercüme bu şekilde doğru yapılmıştır.
481.11 .Muharremin Safer ayına tebdili de yoktur."
Doğrusu: "...Sarılık hastalığının sirayeti de olmaz"
Metindeki "safer" kelimesi sayfa kenarındaki Arapça notta doğru izah olunmuşken mütercim bunu Safer ayı sanmış ve Kur'ân'ın 9:37 âyetiyle yasaklanmış olan "nesî" uygulamasıyla karıştırmıştır.


Aşağıda vereceğimiz tercüme hatalarının ise, bazı endişe­lerden dolayı kasıtlı tercihlerden kaynaklandığını sanıyoruz. Aksi taktirde büyük cehaletin işareti olurlardı.
10.9: "Allah'ın kitabını bırakmaları sebebiyle dalâlete düşerler."
Doğrusu: "Allah'ın Kitabını istismarı ile dalalete düşerler'
Arapça metindeki "bi-kitabülah" açıkça "Allah'ın kitabı ile" demektir.
90.8: O silahı cephede kullanan." ibaresindeki 'cephede" kelimesi "fi sebilillahın karşılığı olarak seçilmiş oluyor. Tercüme güncel hale getirilmiştir.
99.8: bakınca ayağının iliği görülür" tercümesinin doğrusu "bakınca bacağının iliği görülür" şeklinde olmalıydı. Doğru tercüme biraz müstehcen görülmüş olmalı.
101.3: .-.kulunun ve cariyesinin zina etmesinde Allah'tan gayretli kimse olmadı"
Doğrusu: "Erkek olsun, kadın olsun kullarının zina etmele­rinde Aliah'tan daha çok kıskançlık duyan kimse olamaz.
Allah'a kıskançlık izafe etmekten kaçınırken, bir zina olayında O'na -dilimizdeki manâsıyla- gayret izafe etmenin daha fahiş mânâda anlaşılacağı düşünülmemiştir.

147.4: .Allah buyurdu ki: 'Ben onu ağreb (mü'minlerin cahiller)den tamamlarım.'"
Doğrusu: "...Allah buyurdu ki: Ben o sayıyı bedevilerden tamamlarım."
Ağreb" diye çevrilen kelimenin aslı "a'râb'tır. Uydurma olduğundan şüphe etmediğimiz hadis metnine göre; Allah Hz. Peygamber'e (s) ümmetinden dörtmilyardokuzyüzmilyon (yetmişbin kere yetmişbin) kişinin hesapsız cennete gideceğini haber verince Hz. Peyamber (s) ümmetinin sayısının bu rakama ulaşamayacağını ileri sürüyor. Allah da -güya- yukarıdaki ifadeyle (bu rakamı, cennete sokacağı bedevilerin sayısıyla tamamlayacağını bildirerek) konuya aydınlık getiriyor.
246.4 ve 296.8'de, İstanbul'un Arapçası olarak bildiğimiz "Kostantiniyye" kelimesi hep "Roma" olarak tercüme ve tefsir olunuyor. Halbuki 246.4 metninde sadece "el-medine'' kelimesi var ve arapça ara-notla bu, bildiğimiz Medine şehri olarak izah edilmiştir. Tercümede İse "el-medine" Kostantiniyye olarak çevirilmiş parantez içi notta da bununla Roma'nın kastedildiği ifade edilmiştir. 296.8 metninde ise "el-medine" Kostaniniyye olarak izah edilmişken tercümedeki notta gene ''Roma'" olduğu iddia edilmiştir. (478.5'e de bkz.)
Hem musannifi, hem de mütercimi böyle birbiri ile çelişkiye düşüren ve yüzyılların İstanbul'u olan Kostantiniyye'yi Roma yapan zihniyetin temelinde yatan zaaf şöyle izah olunabilir:
İstanbul'un müslümanlarca fethinden önceki bir dönemin uydurmaları olan bu ve buna benzer rivayetlere göre, Kostantiniyye (İstanbul) fethedildikten 6-7 sene sonra çok büyük olaylar olacak ve deccâl çıkacaktır. Fakat İstanbul'un müslü­manlarca fethinden asırlarca sonra yaşayan bir müslüman ne yapmalı? Bugüne kadar tarifine uygun bir Deccâl çıkmadığına göre. rivayetlerin şahinliğinden şüphe edilmediğine göre ve Hz. Peygamber'e (s) ele yanılma izafe edilemeyeceğine göre bu hadislere yeni bir yorum kazandırılmalıdır. İşte bu çıkmazdır ki asırların İstanbul'u olan Kostantİniyye'yi Roma yapıyor. Yâni Deccâlın çıkması Romanın müslümanlarca fethinden sonra olacak demektir.
Ufukta henüz Roma'nın fethi ümidi belirmediğine göre Deccâl fitnesinden uzak yaşadığımıza inanıp şükredebiliriz.

334.10: Hıfız on paya ayrıldı. Dokuzu Türke (Küffar-ı Çin) verildi.
Bu tercümeyle Türklerin Çin kâfirleri olduklarını öğreni­yoruz. Fakat mütercimin bu bilgisinin kaynağını -maalesef-öğrenemedik. (189.9 tercümesindeki nota da bakınız)
440.8: .Ben dünyanın harabisi için gönderildim. Ümranı için gönderilmeclim.''
Doğrusu: "Ben dünyanın tahribi için gönderildim, imarı için gönderilmedim.''
Hz. Peygamber'e (s), dünyanın tahribi için gönderilmiş olacağı -haklı olarak- yakıştırılamadığı ve fakat hadisin uydurma olması ihtimaline de yer verilmediği için metni muğlak bir şekilde tercüme etmek çıkar yol sanılmış olmalı...

452.9: 'Ne güzel evdir müslümanın girdiği, içinde hamam bulunan ev."
Doğrusu: Müslümanın girdiği ne güzel evdir hamam."
Bizzat "hamam" diye tercümesi gereken kelimenin "içinde hamam bulunan ev" şeklinde verilmesi, kanaatimizce, aynı kitabın 242.12 ve 242.13 numaralı rivayetleriyle çelişkiye düşme­mek endişesinden ileri gelmiştir. Çünkü orada, meselâ 242.13 de "Ne kötü evdir hamam/' ifadesi gene hadis olarak yeral-maktadır. Yâni 242.12-13'de hamam yeriliyor, burada ise övülüyor. Bu çelişkiden ancak bir tercüme oyunuyla kurtulmak mümkündü.

(Hamamla ilgili hadislerin sahih olmadıkları hakkında Fîrûzâbâdî'nin Sifnı's-Saâde'sinin '"Hatime" sine bakılabilir.)
478.6: "Şeytan yollarda yürüyerek, çarşıda gezerek ve falan oğlu filan Resulullah'tan bunu şöyle şöyle rivayet etti' demeden kıyamet kopmaz."
Doğrusu: Şeytan yollarda ve çarşılarda ulema kılığında gezerek ve 'falan oğlu filan Resûlullah'tan bunu şöyle şöyle rivayet etti' demedikçe kıyamet kopmaz. Şeytanın ulema kılığında gezebileceğine inanmak müterci­me biraz ağır gelmiş olmalı ki "ulema kılığında" ibaresini atlayarak tercüme yapmayı tercih etmiştir.

491-8: "Bir müslümana kendini zelil etmesi layık olmaz. Denildi ki: 'Nefsi insanı nasıl zelil eder?' Buyurdu ki: 'gücü yetmeyecek belalara kendini atar. Bu tercümede, "Nefsi insanı nasıl zelil eder?" cümlesi tamamen tersine çevrilmiş bir çeviridir. Doğru tercüme "insan nefsini nasıl zelil eder?" şeklindedir. Bu yanlış tercüme -sanki-mütercimin, bu kitabın girişinde öğrendiğimiz bir hayvandır, onun izzeti olmaz' kanaatıyla (s. XVII) çelişkiye düşülmemesi İçin tercih edilmişe benziyor. [14]

6. Sonuç

Buraya kadar yapmış olduğumuz tahlil ve tenkidlerle aşağıdaki neticelere ulaştığımızı sanıyoruz:
a) Râmûz el-Ehâdîs'in metni; iddia edildiği gibi bütün olarak muteber hadis kitaplarından seçilmemiştir. Aksine, sahih kaynakların yanısıra çok sayıda zayıf ve hadis sahasında değersiz kaynaklardan derlenmiş ve fakat bu kaynaklar arasındaki büyük farklar konusunda okuyucu haberdar ve ikaz edilmemiştir.
b) Kitabın tercümesi tahrifen yapılmıştır. Kaynakların ve bazı metin tenkidlerinin tercüme edilmemesiyle -sanki- hadisçilerin ıstılahında "tedlis" diye bilinen bir yanıltma taktiğine başvurulmuştur.
Ayrıca birçok tercümeler yetersiz ve hatalıdır. Bu haliyle kitap, hiç de -iddia edildiği gibi- senelerce işlenmiş, şerhi ve tefsiri yapılmış bir kitaba benzememektedir. Tercüme hataları konusundaki verdiğimiz örnekler bu hususu kanıtlamaya yeterli niteliktedir.
c) Kitap birçok doğruları da ihtiva etmekle beraber hadis adıyla Hz. Peygambere (s) yapılan [iftira] doludur. Birçok bâtıl ve saçmalıklar Resûlullah (s) adına ifade olunmuşlardır. Kitapta, her çeşit hurafe ve safsataya mesned olabilecek riva­yetleri bulmak mümkün olmaktadır.



[1] Mevzu hadis, hadisçilerin terminolojisinde "uydurma hadis" demektir.
[2] Bu konuda hazırlanmış iki doçentlik tezi henüz basılmamıştır:
a) Mehıned S. Hatiboğlu, Hz. Peygamber'in Vefatından Emeviterin Sonunu Kadar Siyasî-İçtimaî Hâdiselerle Hadis Münase-hederi, A.Ü. İlahiyat Fakültesi,
b) Sadık Cihan, Uydurma Hadislerin Doğuşu ve Siyasî ve Sosyo-politik Olanlarının Olaylarla İlgisi (Hz. Peygamber Devrinden Abbasî Halifesi Mu'tasım devrine kadar) Erzurum.1976. ****** Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi.
[3] Hikmet Zeyveli, Kur’ân ve Sünnet Üzerine (Makaleler), Bilgi Vakfı Yayınları: 36.
[4] Hikmet Zeyveli, Kur’ân ve Sünnet Üzerine (Makaleler), Bilgi Vakfı Yayınları: 37-38.
[5] Hikmet Zeyveli, Kur’ân ve Sünnet Üzerine (Makaleler), Bilgi Vakfı Yayınları: 39.
[6] Hikmet Zeyveli, Kur’ân ve Sünnet Üzerine (Makaleler), Bilgi Vakfı Yayınları: 40-41.
[7] Huccetullahi'l-Bâiiğâ, Beyrut, tsz. cüz.l. s.132-135
[8] Tuhfeuıl-Ahvazî, El-Mubârekfurî, Delhi. 1346 (Mukaddime, 6l-63'de farsea metniyle naklen)
[9] Hikmet Zeyveli, Kur’ân ve Sünnet Üzerine (Makaleler), Bilgi Vakfı Yayınları: 42-45.
[10] Hikmet Zeyveli, Kur’ân ve Sünnet Üzerine (Makaleler), Bilgi Vakfı Yayınları: 45-46.
[11] Bu genel kaideler için birçok eser meyanında, Aliyyu'l-Qâri, a.^.e., s.4l6-498'e bakınız.
[12] Hikmet Zeyveli, Kur’ân ve Sünnet Üzerine (Makaleler), Bilgi Vakfı Yayınları: 46-51.
[13] Hikmet Zeyveli, Kur’ân ve Sünnet Üzerine (Makaleler), Bilgi Vakfı Yayınları: 51-54.
[14] Hikmet Zeyveli, Kur’ân ve Sünnet Üzerine (Makaleler), Bilgi Vakfı Yayınları: 55-60.

www.serzeyrek.tr.gg adresinden düzenlenerek alınmıştır. Okuyamadığım bir iki yeri [ ] ifadelerle doldurup, bir iki yeri de . ile geçtim.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek

RÂMÛZÜ'L-EHÂDİS’İN ÖZELLİKLERİ

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var: Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Allah'ın Selamı, Rahmeti ve Bereketi Hidayete Tabi Olan Kullarının Üzerine Olsun... :: DİNİ KONULAR :: Hadis -