Allah'ın Selamı, Rahmeti ve Bereketi Hidayete Tabi Olan Kullarının Üzerine Olsun...

İSLAMİ BİLGİ PAYLAŞIM SİTESİ
 
AnasayfaTakvimSSSAramaKayıt OlGiriş yap
Rahmet Forum Son Konular
Konu Yazan GöndermeTarihi
star
starPaz 28 Ekim 2012, 12:04
star
starÇarş. 14 Eyl. 2011, 21:58
star
starSalı 13 Eyl. 2011, 18:41
star
starSalı 06 Eyl. 2011, 19:48
star
starSalı 06 Eyl. 2011, 19:15
star
starSalı 06 Eyl. 2011, 19:02
star
starPtsi 05 Eyl. 2011, 22:51
star
starPaz 04 Eyl. 2011, 13:51
star
starCuma 02 Eyl. 2011, 16:06
star
starCuma 02 Eyl. 2011, 15:45

İslam'da Üfürükçülük

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek
Yazar Mesaj
e-mir
Admin
Admin
avatar
Yaş :
Kayıt tarihi : 02/02/09
Mesaj Sayısı : 1596
Nerden :
http://www.rahmet.yetkin-forum.com
MesajKonu: İslam'da Üfürükçülük Ptsi 23 Kas. 2009, 21:07



Bu sureler ile ilgili üçüncü mesele, İslam'da üfürükçülüğün yerinin ne olduğudur. Ayrıca üfürükçülüğün etkili olup olmadığı da tartışma konusudur. Pek çok sahih hadiste şöyle rivayet edildiği için bu problem ortaya çıkmıştır: Rasulullah her gece uyumadan önce ve özellikle hasta iken 'Muavezeteyn'i, bazı rivayetlerde ise 'Muavazat' yani İhlas ve 'Muavezeteyn' surelerini üç defa okuyarak elleri üzerine üfler, baştan aşağı bedenine sürer ve bütün bedeni üzerinde gezdirirdi. Son hastalığında bunu yapması mümkün olamadığından Hz. Aişe (ya kendi isteği ile ya da Hz. Peygamber'in (s.a.) emriyle) bu sureleri okur ve Rasulullah'ın üzerine üfler, Rasulullah da bedenine sürerdi. Bu hadis sahih senetlerle Buharî, Müslim Neseî, İbn Mace, Ebu Davud ve İmam Malik'in Muvatta'sında Hz. Aişe'nin sözleriyle mervidir. Rasulullah'ın aile hayatını Hz. Aişe'den daha iyi kim bilebilir?
Burada üfürükçülük hakkındaki ilk şer'i açıklama şu rivayettedir: İbn Abbas'tan rivayet edilen uzun bir hadis'in sonunda Rasulullah'ın şu sözleri kayıtlıdır: "Ümmetimden kendini dağlamayan, üfürükçülük yaptırmayan, fal baktırmayan ve yalnız Allah'a tevekkül edenler, kendilerine hiç hesap sorulmadan cennete gireceklerdir (Müslim) .
Muğire b. Şube'den şöyle rivayet edilmiştir: Rasulullah buyurdu ki "Bir kimse kendini dağlatarak ya da üfürükçülük ile tedavi olmuşsa, Allah'a tevekkülden ilgisini kesmiştir." (Tirmizi) . İbn Mesud'un rivayetine göre Rasulullah on şeyi beğenmemiştir. Bunlardan biri de üfürükçülüktür. Muavezeteyn ve Muavazât bundan müstesnadır (Ebu Davud, Ahmed, Neseî, İbn Hibban, Hakim) . Bazı hadislerden Rasulullah'ın üfürükçülüğü kesinlikle menettiği anlaşılmaktadır. Daha sonra ise şirk olmamak kaydıyla buna izin vermiştir. Ancak Allah'ın pâk isimleri ya da kelamı üfürük olarak kullanılmamalıdır. Veya kullanılan kelam kendisinde hiçbir günah olmadığı anlaşılan birşey olmalıdır. Tabii bununla birlikte şifa verenin gerçekte bu kelam olmadığı, ancak Allah'ın şifa verebileceği de unutulmamalıdır. Bu şer'i açıklamadan sonra konu hakkındaki hadislere bakabiliriz:
Taberanî'nin Sağîr'inde Hz. Ali'den şöyle rivayet edilmiştir: Rasulullah bir defasında namaz kılarken akrep tarafından ısırılmıştır. Rasulullah namazdan çıktıktan sonra şöyle buyurdu: "Lanet olsun şu akrebe, namaz kılanı bile bırakmaz". Daha sonra su ve tuz istedi. Akrebin ısırdığı yere tuzlu suyu sürerken Kafirun, İhlas, Felak ve Nas surelerini okudu."
İbn Abbas'tan rivayet edilen bir hadisin bir şekli de şöyledir: Rasulullah Hz. Hasan ve Hüseyin'e şu duayı okudu: "Ben sizi Allah'ın eksiksiz kelimelerine sığındırırım. Şeytandan, zarar veren her şeyden ve kötü gözlülerden" (Buharî, Ahmed, Tirmizî, İbn Mace) .
Müslim, Muvatta, Taberanî ve Beyhakî'den bazı lafzi farklılıklar ile, Osman b. Ebu'l As el-Sakafî hakkında şu rivayet nakledilmiştir: Osman, Rasulullah'a şöyle şikayet etmiştir: "Müslüman olduğumdan beri bir sancı beni perişan ediyor." Rasulullah şöyle buyurdu: "Sağ elini sancıyan yerine koy. Sonra üç defa besmele çek ve yedi defa -çektiğim ve korktuğum sancının şerrinden Allah'a sığınıyorum- diyerek elini sür." Muvatta'da bu rivayet biraz daha fazladır. Bu fazlalıkta Osman ayrıca şöyle demiştir. "O dertten kurtuldum ve evdekilere de tavsiye ettim."
Ahmed ve Tahavî de, Talak b. Ali'den şöyle rivayet edilmiştir: Bir defasında Rasulullah'ın yanında iken beni akrep ısırdı. Rasulullah beni okuyarak elini oraya sürdü."
Müslim'de Ebu Said Hudrî'den şöyle rivayet edilmiştir: Rasulullah hastalanmıştı. Cebrail gelerek "Muhammed (s.a) hastalandın mı?" diye sordu. Rasulullah "evet" dedi. Cebrail: "Allah'ın ismiyle sana üflüyorum.
Sana eziyet eden herşeyden ve hased eden her nefesten Allah (c.c.) sana şifa versin." Bunun benzeri bir rivayet Müsned-i Ahmed'de, Ubade b. Samit'den mervidir: Rasulullah hastaydı. O'nu ziyarete gittiğimde çok eziyet içindeydi. Akşam tekrar gittim. Bu kez Rasulullah'ı tamamen iyileşmiş gördüm. O'na bu kadar çabuk iyileşmesinin sebebini sordum. Şöyle dedi: Cebrail bana geldi ve birkaç kelime okudu. Ben de iyileştim." Ubade daha sonra yukardaki hadisin geri kalan kısmını hemen hemen aynı şekilde nakletmiştir. Müslim ve Ahmed de Hz. Aişe'den buna benzer bir rivayet nakletmişlerdir.
İmam Ahmed, Müsned'inde, Hz. Hafsa'dan şu rivayeti nakletmiştir: Bir gün Rasulullah bana geldi. Yanımda Şifa isminde bir kadın vardı. (Bu kadının asıl ismi Leyla idi. Ama Şifa binti Abdullah ismi ile meşhurdu. Hicretten önce müslüman olmuştu. Kureyş'in Adiyy kabilesindendi. Hz. Ömer ile aynı kabileye mensup olduğu için Hz. Hafsa'nın da akrabası oluyordu.) Bu kadın karıncalara okur üflerdi. Rasulullah şöyle buyurdu: "Bunu Hafsa'ya da öğret." Ahmed, Ebu Davud ve Neseî de Şifa binti Abdullah'tan şöyle rivayet etmişlerdir: "Rasulullah bana: -Hafsa'ya okuma-yazma öğrettiğin gibi, karıncalara üflemeyi de öğret- buyurdu."
Müslim'de, Avf b. Malik Aşciî'den şöyle mervidir: Biz cahiliyyede üfürükçülük yapardık. Bunun hakkında Rasulullah'a sorduk. Rasulullah: "Ne ile üflüyorsunuz, söyleyin. Üflediğiniz şeyde bir şirk unsuru yoksa sakıncası yok" buyurdu.
Müslim, Ahmed ve İbn Mace de, Cabir b. Abdullah'tan şöyle rivayet edilmiştir: Rasulullah üfürükçülükten menetmişti. Ondan sonra Ömer b. Hazm'ın ailesine mensup olanlar gelip şöyle dediler: "Ya Rasulallah, bizde bir amel var ki, onunla akrep ve yılan ısırmasına karşı üfleriz. Ama siz menetmişsiniz." Onlar üflerken kullandıkları kelamı Rasulullah'a okudular. Rasulullah "Bunda bir sakınca yok" buyurdu.
"Sizlerden birinin kardeşine bir yararı dokunacaksa yardım etsin" dedi. Cabir b. Abdullah'ın Müslim'deki diğer bir rivayeti de şöyledir: Hazm ailesinin yanında yılan ısırmasına karşı bir amel vardı ve Rasulullah onlara izin vermişti." Bunu teyid eden bir rivayet Müslim ve İbn Mace'de Hz. Aişe'den mervidir: "Rasulullah Ensarın bir ailesine, zehirli hayvanların ısırmasına karşı üfürmeleri için izin vermiştir." Müsned-i Ahmed, Tirmizi, Müslim ve İbn Mace'de de Enes'ten bunun benzeri bir rivayet nakledilmiştir: "Rasulullah, zehirli hayvanların ısırmasına, karınca hastalığına ve kötü nazara karşı üfürmeğe izin vermiştir."
Müsned-i Ahmed, Tirmizî, İbn Mace ve Hakim'de Hz. Umeyr Mevlâ Ebu'l Lehm'den şöyle nakledilmiştir: "Cahiliyye döneminde bende bir amel vardı ve onunla üfürürdüm. Rasulullah'a bunu arzettim. Rasulullah "Bundan filan filan şeyi çıkar, geri kalanını üfür" buyurdu."
Muvatta'daki bir rivayet de şöyledir: Hz. Ebubekir, kızı Hz. Aişe'nin evine gittiğinde onu hasta gördü. Bir yahudi kadın ona üflüyordu. Bunun üzerine Hz. Ebubekir "Allah'ın kitabını okuyarak O'na üfle" dedi." Bundan anlaşılıyor ki Ehli Kitap, Tevrat ve İncil'den ayet okuyarak üflerse caizdir.
Burada üfürükçülükten bir fayda elde edilip edilmediği sorusu ortaya çıkmaktadır. Bunun cevabı şudur: Rasulullah ilaçtan menetmemiş, hatta şöyle buyurmuştur: "Allah her hastalığın ilacını yaratmıştır, ondan yararlanın." Rasulullah kendisi de bazı kimselere ilaç tavsiye etmiştir. Bu konudaki hadisler Kitab'ut Tıb'ta mevcuttur. Dua ancak Allah'ın hükmü ve izni ile yarar sağlayabilir. Yoksa dua, ilaç ve tıbbî tedavi dışında faydalı olsaydı kimse hasta olmazdı. İlaç ve tedavinin yanısıra Allah'ın kelamı ve Esma-i Hüsna'sından da yararlanılabilir. Tıbbi tedavinin çaresiz kaldığı bazı zamanlar Allah'ın kelamı ve Esma-i Hüsnası ile dua etmek, aşırı materyalistler dışında hiçkimsenin aklına ters düşmez.

Felak ve Nas Surelerinin tefsirinde Mevdudî.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
e-mir
Admin
Admin
avatar
Yaş :
Kayıt tarihi : 02/02/09
Mesaj Sayısı : 1596
Nerden :
http://www.rahmet.yetkin-forum.com
MesajKonu: Geri: İslam'da Üfürükçülük Ptsi 23 Kas. 2009, 21:10

Fakat tedavi ve ilaç mümkün iken ona başvurmamak doğru değildir. Yalnız üfürük ile yetinmek yanlıştır. Hatta bazıları muskacı dükkanları açarak bunu bir de geçim vasıtası haline getirmişlerdir.
Bazıları üfürükçülüğün caiz olmasına delil olarak Ebu Said Hudrînin rivayetini göstermektedirler. (Buhari, Müslim, İbn Mace, Tirmizi, Ebu Davud) . Bunu teyid eden bir rivayeti İbn Abbas şöyle nakletmiştir: "Rasulullah ashabtan birkaç kişiyi sefer için göndermişti. Ebu Said Hudrî de gidenler arasındaydi. Ashab yolda, bir Arap kabilesinin yerleşim yerinde mola verdi. Oradaki kabileye kendilerini misafir etmesini rica ettiler. Kabile bunu kabul etmedi. Bu sırada kabilenin reisini akrep ısırdı. Kabiledekiler ashabın yanına gelerek bir ilaçları olup olmadığını sordular. Ebu Said Hudrî "Var, ama bizi misafir etmediğiniz için sizden ücret alacağız" dedi. Onlar bunun karşılığında bir keçi sürüsü (bir rivayette 30 keçi) vermeyi kabul ettiler.
Ebu Said Hudrî reisin üzerine Fatiha suresini okurken, tükürüğünü de akrebin ısırdığı yere sürdü. (Çoğunluk rivayete göre bu işi yapan Ebu Said Hudrî idi. Ama bu rivayetlerde sözkonusu sefere Ebu Said Hudrî'nin katıldığı belirtilmemiştir. Tirmizi'de ise bu ikisi de açıktır.) Sonunda kabilenin reisi iyileşti ve vadettikleri keçileri verdiler. Ama ashab arasında bu gibi işler karşılığında ücret alıp almamanın caiz olup olmadığı konusunda tartışma çıktı. Bu keçilerden yararlanmadan önce Rasulullah'a sormak gerektiği üzerinde anlaşarak yola çıktılar. Rasulullah'ın yanına döndükten sonra bu olayı anlattılar. Rasulullah gülerek "Bu surenin üfürüleceğini nereden bildiniz?" karşılığını verdi ve "keçileri alın ve benim hissemi de ayırın"dedi.
Bu hadisten muskacılık ve üfürükçülük dükkanı açmaya cevaz çıkarmadan önce, Arap toplumunun o zamanki şartlarına göz atalım. Ebu Said Hudrî'nin hangi şartlar altında bunu yaptığı önemlidir. Ayrıca Rasulullah böyle bir amele sadece cevaz vermemiş, kendisi de hisse isteyerek ashabın cevaziyet konusundaki şüphelerini ortadan kaldırmıştır. Arabistan'da durum şöyleydi. Bir yerleşim merkezi diğerinden 50-100 km uzaktaydı. Ve ikisi arasında hiçbir insan yoktu. O dönemde yerleşim merkezleri arasında otel, han ve benzeri şeyler de yoktu. Bu durumda günlerce sürecek yolculukta yiyecek satın alabilmek de sözkonusu değildi. Bunun için Arabistan'da, bir yere misafir gelen kişiyi ağırlamanın ahlakî sorumluluğu vardı. Ağırlamayı inkar etmek misafirin canına mal olabilirdi. Misafir kabul etmemek Arabistan'da çok ayıp sayılırdı. Bu nedenle Rasulullah, ashabını misafir etmeyi reddeden kabilenin reisini tedavi etmenin karşılığı olarak ücret alınmasını caiz saymıştır. Çünkü kabiledekiler bu ücreti, ashabtan birisinin Allah'a güvenerek Fatiha suresini reise okuması sonucu, onun iyileşmesine vesile olduğu için vermişlerdi. Rasulullah da, bu iş karşılığında alınan ücreti temiz ve helal saymıştır. Buharî'de bu olay hakkında İbn Abbas'dan nakledilen rivayette Rasulullah'ın ifadesi şöyledir: "Yerine başka bir şey yapmaktansa Allah'ın kitabını okuyarak ücret almanız daha iyidir." Rasulullah burada, Allah'ın kitabı ile amel etmekten daha iyi ne olabileceğine işaret etmiştir. Bunun yanısıra, bu yolla Arap kabilesine Hakkın tebliği de yapılmış oluyordu. Nitekim onlar Allah'ın kitabının bereketinden de haberdar edilmişlerdi. Bu olay şehirlerde ve yerleşim merkezlerinde oturan, muska ve üfürükçülük dükkanları açarak bunu kazanç aracı edinenlere delil olamaz. Böyle bir amelin benzerine ne Rasulullah, ne ashab, ne tabiin ve ne de eimme-i selef dönemlerinde rastlanamaz.


Felak ve Nas Surelerinin tefsirinde Mevdudî.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
e-mir
Admin
Admin
avatar
Yaş :
Kayıt tarihi : 02/02/09
Mesaj Sayısı : 1596
Nerden :
http://www.rahmet.yetkin-forum.com
MesajKonu: Geri: İslam'da Üfürükçülük Salı 24 Kas. 2009, 22:35

Rukyenin Caiz olmadığı Görüşü


Bazı kimseler, Cabir (r.a)´den rivayet edilen, "Peygamber (s.a.s) rukye yapmayı (okuyup-üfleyerek tedaviyi) yasakladı" hadisinden dolayı ve Peygamber (s.a.s)´in, "Allah´ın bazı kullan var; onlar, (tedavi için) dağlanmazlar, rukye yaptırmazlar ve sadece Rablerine tevekkül ederler" "Dağlama yapan ve rukye yaptıran, Allah´a tevekkül etmiş olmaz" hadislerinden dolayı rukye yapmayı yasak (haram) saymışlardır.

Ben buna, "Bu yasaklamanın, ne olduğu (gerçeği) bilinmeyen rukye (tedavi) ile ilgili olması muhtemeldir. Ama güvenilir bir dayanağı olan rukyeye gelince, o nehyedilmemiştir" diyerek cevab veririm.

Ama alimler, bir şey asma konusunda İhtilaf etmişlerdir: Rivayet edildiğine göre Peygamber (s.a.s) "Kim birşey asarsa (bağlarsa), işi ona havale edilir" buyurmuştur. İbn Mes´ûd (r.a)´un, ümm-i veledinin pazusuna bağlanmış (asılmış) bir nazarlık gördüğü ve onu, sert bir şekilde koparıp, parçaladığı rivayet edilmiştir.
...[Buradaki delilsiz bir görüşü çıkardım. e-mir.]


Alimler, nefes, yani üfleme konusunda da ihtilaf ettiler: Aİşe (r.a)´nin şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Peygamber (s.a.s), rahatsızlandığı zaman, Felak-Nâs sûrelerini okuyarak, kendi kendine üflerdi ve eliyle (ağrıyan yerini) meshederdi. O, vefat ettiği o acının rahatsızlığını duyduğu zaman da, daha Önce yaptığı gibi Felak-Nâs sûreleri ile kendisine okuyup üflemeye başlardı." Peygamber (s.a.s)´den rivayet edildiğine göre, o, yatacağı zaman, Felak-Nâs sûrelerini iki eline okur, sonra onlarla bütün bedenini meshederdi.

Bazı alimler, okuyup-üflemeyi hoş görmemişlerdir: İkrime "Rukye yapan kimsenin üflemesi, meshetmesi (el sürmesi) veya düğüm atması münasip değildir" demiştir. İbrahim (en-Nehâi)´nin, "(Selef), rukyede üflemeyi kerih görürlerdi" dediği rivayet edilmiştir. Birisi demiştir ki: "Acı çekmekte olan Dahhâk´ın yanına girdim ve "Ey ebû Muhammed sana okuyayım mı?" dedim, "Olur, fakat üfleme" dedi. Ben de ona muavvizeteyn´i (Felak ve Nâs´ı) okudum."

Felak Suresi 1. ayetin tefsirinde Razi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
e-mir
Admin
Admin
avatar
Yaş :
Kayıt tarihi : 02/02/09
Mesaj Sayısı : 1596
Nerden :
http://www.rahmet.yetkin-forum.com
MesajKonu: Geri: İslam'da Üfürükçülük Çarş. 25 Kas. 2009, 22:15

6- Osman b. Ebi'l-Âs Sakafî'den, demişir ki: Resulullah'a vardım ve bende ağrı vardı, beni az daha öldürecekti. Resulullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Sağ elini onun (ağrıyan yerin) üzerine koy ve yedi kere şöyle de: "Allah'ın adıyla, ben bulduğum şeyin şerrinden Allah'ın izzet ve kudretine sığınırım." ben de yaptım, Allah bana şifa verdi." Bu dikkate şâyandır ki Resulullah ona okumamış, onun kendisine okutmuştur.
.....

8- Sûrenin ta başında geçtiği vechile Resulullah (s.a.v.) her gece muavvizâtı (İhlâs, Felâk ve Nâs sûreleri) okur ellerine üfler, yüzüne ve vücuduna meshederdi. Bundan başka yine Âişe'den Sıhah'ta rivayet edilmiştir ki: "Resulullah (s.a.v.) ailesinden birisi hastalandığı zaman ona Muavvizâtı (İhlâs, Felâk ve Nâs Sûreleri) üflerdi. Vefat ettiği hastalığında da ben okuyup üflüyor ve kendi eliyle kendisini sıvazlıyordum. Çünkü onun mübarek elinin bereketi benim elimden çok büyük idi." Bununla beraber Resulullah'ın kendisine başkalarının okumasını istemediğini anlatan şu rivayet de çok mühimdir. Yine Sahîh-i Müslim'de: Âişe demiştir ki: Resulullah (s.a.v.) bizden bir insan rahatsız olduğu zaman onu sağ eliyle mesheder (sıvazlar), sonra şöyle derdi: "İnsanların Rabbi olan Allah'ım o sıkıntıyı gider, şifâ ver, sen şifa vericisin, senin şifandan başka şifa yok, senin şifân dert bırakmaz." Ne zaman ki Resulullah (s.a.v.) hastalandı ve ağırlaştı, sağ elini tuttum, onun yaptığını yapmak istedim, elini elimden çekti, sonra "Allah'ım, beni affet, beni Refîk-ı alâ ile beraber kıl." dedi, ben baka kaldım, ne göreyim iş tamam olmuştu (yani vefat etmişti).

....

Şimdi bütün bunlardan hasıl olan sonuç da şudur ki: Sihir şâibesi olmamak üzere ruhî ve bedenî kurtuluş için tesirli dualarla [b]rukye (okuyup üflemek) caiz olmakla beraber, istirkâ yani kendini başkasına okutmak, okuyup üfleme talep etmek, Allah'a sığınmak ve dua etmek için başkasının aracılığını dilemek mânâsını içine almış olması itibarıyla dinen hoş görülmüş değildir. O yukarıda zikrolunan hadisler gereğince Allah'ın hesapsız ve azapsız cennete girecek has kulları ondan
sakınırlar.


.....

Şu halde bu açıklamadan anlaşılır ki okuyup üfleme ile tedavi halkın pek çoğunun zannettiği gibi dindarlığın gereği ve dinin emrettiği bir şey değil, nihayet bir izindir. Asıl dindarlığın gereği onu terketmek sûretiyle Allah'a dayanmak ve ancak Allah'a sığınıp O'na kendisi doğrudan doğruya duâ etmek ve duâsına başkalarının aracılığını istememektir. Müminin mümine gerek huzurunda ve gerek arkasından duâsı meşrû ve müstahsen ve hatta dinî görevi bulunduğunda ve "Duâ ibâdetin iliğidir." hadis-i şerifi gereğince duâ ibadetin, dindarlığın iliği olduğunda şüphe yok ise de, duâ etmek başka, okuyup üflemek, başkasının nefesinden medet beklemek yine başkadır. Allah Teâlâ duâyı emretmiş "Bana duâ edin, duânızı kabul edeyim." (Mümin, 40/60) buyurmuş; "Ben (o kullara) yakınım. Bana duâ edince duâ edenin duâsına karşılık veririm." (Bakara, 2/186) buyurmuş, "De ki: Duanız olmasaydı Rabbim size ne değer verirdi?" (Furkan, 25/77) Fakat şirkten kendinden başkasına duâ etmekten yasaklamış, "Ben ancak Rabbime yalvarırım ve hiç kimseyi O'na ortak koşmam, de." (Cin, 72/20) buyurmuştur. Aynı şekilde Kur'ân'da ve Resulü'nün diliyle en güzel duaları öğretmiş ve nihayet bu sûrelerde de bütün şerlerden doğrudan doğruya kendisine sığınılmasını emretmiştir. Okuyup üfleyecek olan bunları bellesin, her zaman kendine cankurtaran edinsin. Peygamber (s.a.v.)'den rivayet edildiği üzere her gece ve her ihtiyacında temiz kalp ve itikat ile okusun, kendine üflesin, mümin kardeşlerine de hem dua, hem tavsiye etsin, temiz nefesle dua edenlerin dualarının bereketlerini de inkâr etmesin. Buna söz yok, fakat Allah Teâlâ böyle dua ve icabet (kabul etme) kapısını herkese açtığı, ona genellikle herkesi çağırdığı, herkesin doğrudan doğruya sığınmasını istediği ve şirk ayıbını kabul buyurmadığı halde; O'na doğrudan doğruya dua ve ibadet ile sığınma ve ilticayı bırakıp da, "Ben o kapıya gidemem, ne isteyeceğimi de bilemem." diye dua tellalı aramaya ve onun nefesinden meded ummaya kalkışmak dindarlığın gereği değil, câhiliyye adetidir. İnsanlar bundan gafil olup kendisine okutup üfletmeyi dindarlık gereği sandığı için burada bu genişçe anlatım ile sözü uzatmaya lüzum görüldü. "Muvaffak edici Allah'tır."

Felak Suresi 4. ayetin tefisirinde Elmalılı.


En son e-mir tarafından Cuma 30 Nis. 2010, 18:48 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
e-mir
Admin
Admin
avatar
Yaş :
Kayıt tarihi : 02/02/09
Mesaj Sayısı : 1596
Nerden :
http://www.rahmet.yetkin-forum.com
MesajKonu: Geri: İslam'da Üfürükçülük Perş. 26 Kas. 2009, 00:25

Yukarıdaki 8 nulu paragraftaki hadise şu meal de verilmiş:

Bir başka rivayette Aişe meshedip, şifa için dua ederken kendine gelen Resûlullah'ın: "Artık hayır, (şifa değil), Allah'tan Refîk-i A'la'yı istiyorum" dediği belirtilir.

Kaynak: Prof Dr İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Muhtasarı, 7 cilt, Akçağ Basım Yayın, Ankara, 1988, s 50-51

Elmalılı ve İbrahim Canan'ın bahsettikleri olay hakkında iki değişik rivayet olabilir. Değilse aynı hadisin birbirinden çok farklı yorumlanabilecek iki değişik çevirisi ile karşı karşıyayız demektir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek

İslam'da Üfürükçülük

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var: Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Allah'ın Selamı, Rahmeti ve Bereketi Hidayete Tabi Olan Kullarının Üzerine Olsun... :: DİNİ KONULAR :: Bid'at ve Hurafeler -