Allah'ın Selamı, Rahmeti ve Bereketi Hidayete Tabi Olan Kullarının Üzerine Olsun...

İSLAMİ BİLGİ PAYLAŞIM SİTESİ
AnasayfaTakvimSSSAramaKayıt OlGiriş yap

Hakikat Hakikattir Kimden Gelirse Gelsin Alınmalıdır

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek
Yazar Mesaj
e-mir
Admin
Admin
avatar
Yaş :
Kayıt tarihi : 02/02/09
Mesaj Sayısı : 1596
Nerden :
http://www.rahmet.yetkin-forum.com
MesajKonu: Hakikat Hakikattir Kimden Gelirse Gelsin Alınmalıdır Salı 03 Şub. 2009, 16:21

Arkadaşlar müslümanların bir özelliği de
Zümer 18 "O kullarımı ki, onlar sözü dinlerler,sonra da en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah'ın doğru yola ilettiği kimselerdir. Gerçek akıl sahipleri de onlardır. "
ayetinde belirtildiği gibi sözün kimden geldiğine bakmadan dinleyip doğru ise tabi olmaktır.

Şimdi size bu konu ile ilgili bazı ayet ve hadisler vereceğim.

Fasil : TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR
Konu : Bakara Suresi
Ravi : Ebu Hüreyre
Hadis : Resulullah (sav) beni Ramazan zekatını muhafazaya tayin etmişti. Derken kara bir adam gelerek zahireden avuç avuç almaya başladı. Ben derhal kendisini yakaladım ve: "Seni Resulullah (sav)`a çıkaracağım" dedim. Bana: "Ben fakir ve muhtaç bir kimseyim, üstelik üzerimde bakmak zorunda olduğum çoluk-çocuk var, ihtiyaçlarım cidden çoktur, şiddetlidir" dedi. Ben de onu salıverdim. Sabah olunca, Hz. Peygamber (sav): "Ey Ebu Hüreyre! Dün akşamki esirini ne yaptın?" diye sordu. Ben: "Ey Allah`ın Resulü, bana şiddetli ihtiyacından ve çoluk-çocuktan dert yandı. Bunun üzerine ona acıyarak salıverdim" dedim. Resulullah (sav): "Ama o sana muhakkak yalan söyledi. Haberin olsun, o tekrar gelecek!" buyurdu. Bu sözünden anladım ki, herif tekrar gelecek. Binaenaleyh onu beklemeye başladım. Derken yine geldi ve zahireden avuçlamaya başladı. Ben de derhal yakaladım ve: "Seni mutlaka Resulullah (sav)`a çıkaracağım" dedim. Yine yalvararak: "Beni bırak, gerçekten çok muhtacım, üzerimde çoluk-çocuk var, bir daha yapmam" dedi. Ben yine acıdım ve salıverdim. Ertesi gün Resulullah (sav): "Ey Ebu Hüreyre, dün geceki esirini ne yaptın?" diye sordu. Ben: "Ey Allah`ın Resulü, bana ihtiyacından çoluk-çocuğundan dert yandı. Ben de acıdım ve salıverdim" dedim. "Ama" dedi, Resulullah: "O yalan söyledi fakat yine gelecek." Üçüncü sefer yine gözetledim. Yine geldi ve zahireden avuç avuç almaya başladı. Onu yine yakalayıp: "Seni mutlaka Hz. Peygamber (sav)`e götüreceğim. Bu üçüncü gelişin, üstelik sıkılmadan başka gelmeyeceğim deyip yine de geliyorsun" dedim. Yine bana rica ederek şöyle söyledi: "Bırak beni, sana birkaç kelime öğreteyim de Allah onlarla sana fayda ulaştırsın". Ben: "Nedir bu kelimeler söyle!" dedim. Bana dedi ki: "Yatağa girdin mi Ayetü`l-kürsi`yi sonuna kadar oku. Bunu yaparsan Allah senin üzerine muhafız bir melek diker, sabah oluncaya kadar sana şeytan yaklaşamaz". Ben yine acıdım ve serbest bıraktım. Sabah oldu, Resulullah (sav): "Dün akşamki esirini ne yaptın?" diye sordu. Ben: "Ey Allah`ın Resulü, bana birkaç kelime öğreteceğini, bunlarla Allah`ın bana faide ihsan buyuracağını söyledi, ben de kendisini yine serbest bıraktım" dedim. Resul-i Ekrem (sav): "Neymiş onlar?" dedi. Ben: "Efendim, döşeğine uzandığın vakit Ayetü`l-kürsi`yi başından sonuna kadar oku. (Bunu okursan) Allah`ın koyacağı bir muhafız üzerinden eksik olmaz ve ta sabaha kadar şeytan sana yaklaşmaz!" dedi, cevabını verdim. Resulullah (sav) bunun üzerine: "(Bak hele!) o koyu bir yalancı olduğu halde, bu sefer doğru söylemiş. Ey Ebu Hüreyre! Üç gecedir kiminle konuştuğunu biliyor musun?" dedi. Ben: "Hayır!" cevabını verdim. "O bir şeytandı" buyurdular. HadisNo : 501

şu da Peygamberimize tabi olmayan fakat şiirleri İslama uygun olan Ümeyye bin Ebis Salt es-Sakafi hakkındadır.

Fasil : ŞİİR BÖLÜMÜ
Konu : Şiir Hakkında
Ravi : Amr İbnu`ş-Şerrid
Hadis : Amr İbnu`ş-Şerrid, babasından [Şerrid`den naklen (ra)] anlatıyor: "Bir gün ben Resulullah`ın bineğinin arkasına binmiştim. Bir ara bana: "Hafızanda ümeyye İbnu Ebi`s`Salt`ın şiirinden birşeyler var mı?" diye sordu. Ben: "Evet!" deyince: "Söyle!" dedi. Ben kendisine bir beyt okudum. O yine: "Devam et!" dedi. Ben bir beyt daha okudum. O yine, "Söyle!" emretti. Böylece kendisine yüz beyit okudum."
HadisNo : 2307
(bu hadisin bir başka varyantında "kendisi kafirdi ama şiiri iman etmişti" şeklinde bir cümle vardı.bulursam kopyalarım inşaallah.)

Şu ayette fasık olduğu bilinen bir kişinin bile getirdiği haberin iyice araştırılmadan kabul edilmemesi ile ilgili olduğu kadar reddedilmemesi ile de ilgilidir:
Hucurât 6 Ey iman edenler! Eğer bir fasık size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz.

Hatta haberi getiren bir hayvansa bile önce tedkik edilir sonra kabul veya reddedilir:
Neml 27 (Süleyman Hüdhüd'e) dedi ki: Doğru mu söyledin, yoksa yalancılardan mısın, bakacağız.

Ayrıca aşağıdaki vb ayetlerden de sözün hakk mı batıl mı olduğuna, söylenen sözün kendisine değil de sözü söyleyenin kim olduğuna bakarak karar vermenin müşriklere ait bir sıfat olduğu vurgulanmış:

Zuhruf Suresi -31.ayet Ve dediler ki: Bu Kur'an iki şehirden bir büyük adama indirilse olmaz mıydı?

Hz. Peygamber’e inanmayanlara göre Kur’an ya Mekke’nin zenginlerinden Velid b. Muğîre’ye veya Tâif’in zenginlerinden Urve es-Sakafî’ye indirilmeliydi. Velid b. Muğîre şöyle demişti: Kureyş’in büyüğü ve efendisi olan ben, yahut Sakîf’in ulusu Ebu Amr b. Umeyr es-Sakafî dururken Kur’an Muhammed’e mi inecek? Halbuki Allah nazarında yükseklik, zenginlik veya soylulukla değil, takvâ iledir. Kaldı ki Hz. Muhammed, soy itibariyle de onların en şereflisi idi. Yalnız anneden ve babadan yetim kalmıştı, zengin de değildi.

Bugün bazı kişilere bazı ayet ve hadisler söylediğimizde onlardan "Bizim hocamızın senin kadar ilmi yok muydu?Biz hocamızdan böyle şeyler duymadık."diyorlar.Onlar hakkında da buyrun:

Bakara Suresi -170.ayet Onlara (müşriklere): Allah'ın indirdiğine uyun, denildiği zaman onlar, "Hayır! Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız" dediler. Ya ataları bir şey anlamamış, doğruyu da bulamamış idiyseler?
Yani söylenen sözü ölçmek tartmak ve doğru olup olmadığına ondan sonra karar vermek yerine sözü kimin söylediğine bakarak karar vermek de müşriklerin özelliklerinden birisidir.Ayrıca Rağıb el İsfehani de Müfredat isimli eserinde Arapçada "baba" anlamına gelen "eb" kelimesinin aynı zamanda "hoca" anlamına da geldiğini bildirmektedir ki üzerinde iyice düşünmek gerekir kananatindeyim.

Şuara Suresi 111.ayet- Onlar şöyle cevap verdiler: Sana düşük seviyeli kimseler tabi olup dururken, biz sana iman eder miyiz hiç!
Bu ayette de müşriklerin yine söylenen söze değil de o söze kimlerin tabi olduğuna bakarak sözün gerçekliği hakkında fikre vardıklarını görüyoruz.
Allah cümlemizi hakkı hakk bilip hakka tabi olan ve batılı batıl bilip ondan sakınan kullarından eylesin.Amin
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
e-mir
Admin
Admin
avatar
Yaş :
Kayıt tarihi : 02/02/09
Mesaj Sayısı : 1596
Nerden :
http://www.rahmet.yetkin-forum.com
MesajKonu: Geri: Hakikat Hakikattir Kimden Gelirse Gelsin Alınmalıdır C.tesi 22 Ağus. 2009, 22:37

Kasım b. Zekeriyya anlatır: Kufe'ye geldiğim zaman, Abbad b. Yakub'dan başka bütün şeyhlerden hadis yazdım. Sıra Abbad'a gelmişti. O kendisinden hadis almaya gelenleri imtihana tabi tutmadan hadis rivayet etmezdi. Yanına girdiğim zaman, bana denizi kimin kazdığını sordu.
"Allah yarattı." dedim.
"Orası öyle. Fakat kim kazdı?" dedi.
"Sen söyle." dedim. Bunun üzerine o, "Ali b. ebi Talib kazdı." dedi.
"Sularını akıtan kimdir?" dedi.
"Pınarları kaynatan Allah Teala'dır." dedim.
"Orası öyle. Fakat denizleri akıtan kimdir?" dedi.
"Sen söyle." dedim.
"Denizleri el-Huseyn b. Ali akıtır." dedi.

Şeyhin gözleri görmüyordu. Duvarda asılı bir kılıç ve kalkan gözüme ilişti. Bunların kime aid olduğunu sorunca, kendisine aid olduğunu ve zuhur ettiğinde Mehdi ile birlikte çarpışmak için sakladığını söyledi.

Ondan alacağım hadisleri aldım. Şehirden ayrılacağım zaman tekrar yanına uğradım. Bana yine denizi kimin kazdığını, sularının kimin tarafından akıtıldığını sordu. Ben de ona,
"Denizi Mu'aviye kazdı. Sularını da Amr ibnü'l-As akıtır." dedim ve kaçtım. Şeyh ise arkamdan, "Fasıkı, Allah düşmanını yaklayın! Öldürün!" diye bağırıyordu. Very Happy

Talat Koçyiğit, Hadisçiler İle Kelamcılar Arasındaki Münakaşalar, TDV Yayınları, shf. 271

Aynı kitabın 262-266. sayfaları arasında Buhari ve Müslim'in kendilerinden hadis rivayet ettiği bazı bid'at ehlinin hal tercemelerini ve Şeyhayn'ın neden bunlardan hadis rivayet ettikleri hakkında kısa bir açıklama bulabilirsiniz.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
e-mir
Admin
Admin
avatar
Yaş :
Kayıt tarihi : 02/02/09
Mesaj Sayısı : 1596
Nerden :
http://www.rahmet.yetkin-forum.com
MesajKonu: Geri: Hakikat Hakikattir Kimden Gelirse Gelsin Alınmalıdır Çarş. 13 Ocak 2010, 22:00

Ehlisünnet, Allah Resulünün taraftarları, iman askerleri; kesinlikle ne Kaderiye ne de Cebriye mezhebi ile beraberdirler. Sadece Kaderiye ve Cebriye ekolü ile doğruları konusunda beraberdirler. Yani haklı oldukları konularda Ehlisünnet, bu iki okulla beraberdir. Ehlisünnetin bu tavrı, bütün mezheb ve ekoller için geçerlidir. batıl ve yanlışlarında onlardan uzak, doğrularında ise onlarla beraberdirler.

Ehlisünnetin gösterdiği çaba ve tutunduğu tavır, hak mezheblerin biraraya gelmesine neden olmuştur. Onları haklı oldukları konularda desteklemiş, yardım etmiştir. Aynı şekilde farklı ekollerin batıl yönlerini tasvip etmeyip bu yönlerinden dolayı batıl mezheblerin müntesiplerine düşmanlık etmiştir.

İbn Kayyim el-Cevziyye, Kaza ve Kader, Karınca & Polen Yayınları, shf.84.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
e-mir
Admin
Admin
avatar
Yaş :
Kayıt tarihi : 02/02/09
Mesaj Sayısı : 1596
Nerden :
http://www.rahmet.yetkin-forum.com
MesajKonu: Geri: Hakikat Hakikattir Kimden Gelirse Gelsin Alınmalıdır C.tesi 06 Şub. 2010, 00:28

Tartışmacı düşmanlık hırsı taşır. Tartışmacının en nefret ettiği şey hakkın/gerçeğin, düşmanının ağzından çıkmasıdır. Her ne zaman hak, hasmının ağzından çıkarsa, onu var kuvvetiyle reddetmeye ve hasmını bu haktan caydırmaya çabalar. Demek ki düşmanlık ve hakkı reddetmek, tartışmacının tabiî ve normal hâli olmaktadır, O ister hak olsun, isterse bâtıl, ne dinlerse sanki onu reddetmekle mükelleftir. Hatta o kadar ki Kur'an'dan getirilen delillere dahi itiraz etme isteği kabarır içinde. Şer'i tâbirlerine bile karşı koyar. Kesin nasslardan birini diğer biriyle nakzetmeye/çürütmeye çalışır. Halbuki bâtılı müdafaa etmek, çok mahzurlu ve çok tehlikelidir.

Allah'ın Rasûlü (s.a) şöyle buyurmuştur:
Hatasını anlayıp cedeli terkeden bir kimseye, Allah Teâlâ cennetin ortasında bir köşk ihsan eder. Haklı olduğu halde cedeli terkeden bir kimseye ise, cennetin en yükseğinde bir köşk ihsan eder.Tirmizî ve İbn Mâce (Enes'ten)

Allah Teâlâ, iftira eden ve hakka yalan diyeni bir tutmuştur:
Allah'a iftira ederek yalan uyduran veya O'nun ayetlerini yalan sayandan daha zâlim kim olabilir? Şüphe yok ki o zâlimler kurtuluşa eremezler.(En'am/21)

Artık o kimseden daha zâlim kim olabilir ki, Allah'a karşı yalan söylemiş, doğruyu (Kur'an'ı) da kendisine geldiği zaman yalanlamıştır. Kâfirlerin yeri cehennem değil midir? (Zümer/32)

Gazzali, İhya, I.cild, İlim Kitabı, Halkın İlm-i Hilâfa Yönelmesinin Nedenleri, Cedel ve Münazaranın Âfetleri ve Mübah Olmasının Şartları Bölümü.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Hakikat Hakikattir Kimden Gelirse Gelsin Alınmalıdır

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var: Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Allah'ın Selamı, Rahmeti ve Bereketi Hidayete Tabi Olan Kullarının Üzerine Olsun... :: DİNİ KONULAR :: Serbest Kürsü -