Allah'ın Selamı, Rahmeti ve Bereketi Hidayete Tabi Olan Kullarının Üzerine Olsun...

İSLAMİ BİLGİ PAYLAŞIM SİTESİ
AnasayfaTakvimSSSAramaKayıt OlGiriş yap

Bid'at Tevessülün Yayılmasına Yol Açan Sebepler

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek
Yazar Mesaj
e-mir
Admin
Admin
avatar
Yaş :
Kayıt tarihi : 02/02/09
Mesaj Sayısı : 1596
Nerden :
http://www.rahmet.yetkin-forum.com
MesajKonu: Bid'at Tevessülün Yayılmasına Yol Açan Sebepler Perş. 25 Ağus. 2011, 00:36

ÜÇÜNCÜ SEBEP

ZAYIF VE UYDURMA HADİS VE HABERLERLE AMEL ETMEK


İslam toplumunda gayrimeşru bid'at tevessülün yayılmasına yol açan sebeplerden birisi de zayıf ve mevzu hadislerle, aslı olmayan, hatta zaman zaman dinin esaslarına aykırı olan haberlerle amel etmektir. Bu rivayetlerle istidlal etmek ve bunlarla amel etmek şer'î ve nebevî tevessülün gerçeğini anlamada muhaliflerin ehl-i sünnet ve'l-cemaatten ayrılmalarının en önemli sebeplerinden biridir ve onların, Adem aleyhisselam'dan bizim peygamberimiz Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'e kadar gelmiş geçmiş bütün peygamberlerin gönderildikleri halis tevhidin hakikatinden uzaklaşmalarının ve sahabelerin, tabiinlerin ve kıyamete kadar en güzel şekilde onlara uyan müminlerin yolundan başka bir yola tabi olmalarının ana sebebidir.

Ben burada örnek olsun diye bu hadislerden, zayıf ve mevzu haberlerden ve kıssalardan bir kısmını zikredeceğim. Yoksa hepsi benim burada zikrettiklerimden ibaret değildir.

I. Konu ile İlgili Zayıf ve Mevzu Hadisler

1- "Benim makamımla tevesülde bulunun, zira benim Allah katındaki makamım büyüktür." veya: "Allah'tan istediğiniz zaman, benim makamımla isteyin; zira benim Allah katındaki makamım büyüktür."

Bu hadis yalandır, batıldır ve delil olarak kullanılması caiz değildir.

Şeyhulislam İbn Teymiyye bu mevzu/uydurma hadis hakkında şunları söyledi:

Bu hadis yalandır. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in Allah katındaki makamı bütün peygamberlerin makamından daha büyük olmasına rağmen hadiscilerin itimat ettikleri müslümanların kitablarından hiçbirinde böyle bir şey yoktur ve hadis ilmini bilen hiç kimse de bunu zikretmemiştir (Kaidetun Celiletün fi,t-Tevessuli ve,l-Vesileti .s.252 Kitabı tahkik eden Rabi b.Hadi el-Medhali dedi ki : İyice araştırdım ama bunu hiçbir kaynakta bulamadım.

Büyük muhaddis Muhammed Nasıruddin el-Elbânî şunları söyledi:

"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in Allah katındaki makamının büyüklüğü konusunda hiçbir şüphe yoktur. Allah Teala Musa'yı anlatırken şöyle demişti: "O, Allah katında itibarlı/seçkin bir kişi idi(Ahzab :69) Malumdur ki bizim Peygamberimiz Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem Musa'dan aleyhisselam daha faziletlidir. Bu sebeple şüphesiz ki Rabbi katında Musa'dan daha itibarlıdır. Fakat bu başka bir şeydir, onun makamıyla tevessül etmek başka bir şeydir. Bazılarının yaptığı gibi bu ikisini birbirine karıştırmak doğru değildir. Çünkü Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in makamı ile tevessül eden bir kimse bununla duasının kabulü için daha fazla ümitli olmayı kastetmektedir. Bu, akılla anlaşılabilecek bir durum değildir. Çünkü bu, aklın kavrayamayacağı gaybi meselelerden birisidir. Bu konuda delil olarak kullanılmaya elverişli sahih bir naklin bulunması gerekir. Böyle bir delile ulaşılmadığı da kesindir. Zira Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile tevessül konusunda geçen hadisler sahih ve zayıf hadisler diye iki kısma ayrılır.

Sahih olan hadislere gelince, yağmur yağmasını isterken Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile tevessül etmeleri ve âmâ kişinin Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile tevessül etmesi gibi bunlar kesinlikle onların iddia ettikleri şeyin delili değildir. Çünkü bunlar Peygamber'in zatıyla ve makamıyla değil, onun duasıyla tevessülün örnekleridir. Onun ahirete intikalinden sonra duasıyla tevessül etmek imkansız olunca vefatından sonra onunla tevessül de imkansız hale gelir ve caiz olmaz. Tevessül hadislerinden ikinci kısma gelince bunlar zayıf hadislerdir ve zahiri anlamlarıyla bid'at tevessüle delâlet ederler (Silsiletu,l-Ehadisi,z-Zaifeti ve,l-Mevdua,No,22)

2- "Âdem hata işlediği zaman dedi ki: Ya Rabbi! Muhammed'in hakkı için senden af diliyorum. Allah dedi ki: Ben onu henüz yaratmadığım halde onu nasıl bildin? Âdem dedi ki: Ya Rabbi! Sen beni elinle yaratıp ruhundan bana üflediğin zaman başımı kaldırdım ve arş'ın sütunları üzerinde: lâ ilahe illallah Muhammedu’r-Rasûlullah yazılı olduğunu gördüm. Böylece anladım ki, mahlukattan ancak en sevdiğini kendi isminle beraber zikretmişsin. Allah dedi ki: Doğru söyledin ey Âdem! O, yarattıklarım içinde bana en sevgili olanıdır. Bana onun hakkı ile dua et ki ben de seni affedeyim. Muhammed olmasaydı seni yaratmazdım (el-Hakim el-Müsnedrek Kitabü,t-Tarih c.II.s.615 Beyhaki Delailün Nübüvve c.V.s.489 Bunu Ebu,l-Haris Abdullah b.Muslim el-Fihri İsmail b.Mesleme,den o Abdurrahman b.Zeyd b.Eslem,den o babasından babası dedesinden dedesi Ömer b.el-Hattab,tan merfu olarak rivayet etmiştir.

İmam Zehebî "Mizanu'l-İ'tidal" isimli eserinde bunun batıl ve uydurma bir haber olduğunu söyledi, İbnu Hacer el-Askalânî de "Lisanü'l-Mizan" isimli eserinde ona muvafakat etti.

Şeyhulislam İbn Teymiyye dedi ki:

"el-Hâkimin bu hadisle ilgili rivayeti, onun rededilme nedenlerinden biridir. Çünkü bizzat kendisi "el-Medhal ile Ma'rifeti's-Sahihi mine's-Sakim" isimli eserinde -hadisin ravilerinden- Abdurrahman b. Zeyd b. Eslem'in babasından mevzu -yani uydurma- hadisler rivayet etiğini söyler, bu işin erbabından düşünebilen bir kimse için böyle bir rivayetin kabul edilemez olduğu aşikardır. Ben derim ki, Abdurrahman b. Zeyd b. Eslem, hadiscilerin ittifakınca zayıf bir adamdır ve söylediği şeyleri çokça karıştırır. Ahmed b. Hanbel, Ebû Zur'a, Ebû Hatim, Nesâî ve Darakutnî ve daha başkaları onun zayıf olduğunu söylediler. Ebû Hatim İbn Hıbban dedi ki: Farkında olmadan haberleri öyle ters yüz ediyordu ki rivayetlerinin çoğunda mürselleri merfu, mevkufları müsned haline getiriyordu. Bu sebeple onun rivayetleri terkedilmeyi hak etmişlerdir (Kaidetün Celiletün fi,t-Tevessüli ve-l-Vesile.s.168-169)

Muhaddis Muhammed Nasıruddin el-Elbânî dedi ki:

"Sözün özü, bu hadisin aslı yoktur. Çünkü iki büyük hadis alimi Zehebî ve Askalânî bunun geçersizliğine kesinlikle hükmetmişlerdir. Nitekim yukarıda onlardan bu husus nakledildi (Silsiletü,l-Ehadisi,z-Zaifeti ve,l-Mevdua no : 25 et-Tevessül envauhu ve ahkamuhu s.115)

3- "Kim namaz için evden çıkarken: ‘Allah'ım! İsteyenlerin serin üzerindeki hakkı istiyorum. Şu yürüdüğüm yol hakkı için istiyorum. Kibirlenerek ve gönülsüzce çıkmadım.’ Derse Allah Teala ona yönünü döner ve bin tane melek onun için istiğfar eder .



۞İbn Mace, Sunen, 778; Ahmed, Müsned, c.III, s.21, İbnu’s-Sunni, Amelu'l-Yevm ve'l-Leyle, 85. Bunların hepsi Fudayl b. Merzuk’tan; O, Atıyye el-Avfî'den; o da Ebu Said el-Hudri den merfu olarak rivayet etmişlerdir. Hadisçilerden bir grup bunun zayıf bir hadis olduğunu söylemişlerdir. Bunlardan bazıları şunlardır: el-Münzirî, et-Tergib ve't-Terhib, c. III, s. 359; en-Nevevî, el-Ezkar, Babu maza Yekulü İza Tevessül, s. 102. El-Elbânî, es-Silsiletü'z-Zaife, 24 ve et-Tevesül, s. 102. el-Elbânî dedi ki: Bu hadisin geldiği her iki yol da zayıftır ve biri diğerinden daha zayıftır. el-Busirî, el-Münziri ve diğer alimler bunu zayıf görmüşlerdir. Bunun hasen olduğunu söyleyenler yanılmışlar veya çok gevşek davranmışlardır.



Bu hadis çok zayıftır.

Hadis çok zayıf olmakla beraber makamla veya yaratıkların zatıyla tevessül konusunun dışındadır. burada söz konusu edilen şey sadece isteyenlerin hakkı için istemektir ve namaza doğru gitme hakkı için istemektir. Burada kendisiyle tevessül edilenin zatı yoktur. Söz konusu olan sadece Allah'tan istemenin hakkı için istemektir. Allah'tan samimiyetle isteyen kimsenin hakkı o isteğin kabul edilmesidir. Sonra namaza doğru yürümek salih bir ameldir, salih amelle tevessül ise meşrudur.

Şeyhulislam İbn Teymiyye şunları söyedi:

"Bu hadisin Atıyye el-Avfî'nin Ebû Said'den olan rivayeti ilim adamlarının icmaı ile zayıftır. Bu hadis başka bir yolla da rivayet edilmiş olup o da zayıftır. Lafzından delil olmaya elverişli bir durum yoktur. Şüphesiz Allah'tan isteyenlerin hakkı, Allah'ın onların isteğini yerine getirmesidir, ibadet edenlerin hakkı ise Allah'ın onlara sevap vermesidir. İlim adamlarının ittifakına göre Allah Teala verdiği sözle bu hakkı kullarına vereceğini kendi nefsine vacip kılmıştur ve onların her birinin söylediği sözde buna icabet etmiştir. Bu konuda geniş açıklama daha önce geçmiştir. Bu, mağarada kendi amelleriyle Allah'tan istekte bulunan üç kişinin bulunduğu konumdur (Kaidetün Celiletün fi,t-Tevessüli ve-l-Vesile.s.215-216)



Şeyhulislam İbn Teymiyye başka bir yerde de şunları söyledi:

"Yaratıkların da Allah üzerinde hakkı vardır diyen bir kimse bununla Allah'ın gerçekleştirmeyi vaadettiği bir hakkı kastettiği zaman bu doğrudur. Çünkü Allah vaadini mutlaka yerine getirir. Allah Teala hikmeti, lütfu ve rahmetiyle bunu gerçekleştirmeyi kendine vacip kılmıştır. Bu hakka müstehak olan bir kimse Allah'tan bunu istediği zaman Allah'tan vaadini yerine getirmesini istemiş olur veya salih ameller gibi sonuçların kendisine bağlandığı sebeplere sarılarak Allah'tan istediği zaman bu daha uygun olur: Bu hakka müstehak olmayan bir kimseye gelince, bu şahsın hakkı için Allah'tan istediği zaman o bu şahsın makamı için istemiş gibidir. Bu da onun, yabancı birinin yaptığı amelle tevessül edip istemesi demektir. O, bununla duasının kabulüne elverişli bir sebebe sarılarak istememiştir (Kaidetün Celiletün fi,t-Tevessüli ve-l-Vesile.s.108)



İbn Teymiyye bir başka yerde de şunları söyledi:

"Demek ki cahiliye döneminde yaşayanlar, bir insanın yaptığı ibadetle ve amelle Allah üzerinde, mahlukun mahluk üzerindeki hakkı cinsinden bir hakka sahip olduğunu tahayyül ediyorlardı. Mesela melikllerine ve hükümdarlarına hizmet eden kimseler -bu hizmetlerinin karşılığında,kendileri için menfaatler temin ederler ve başlarına bir zararın gelmesini engellerler. Ve onlardan her biri yaptığı hizmetin karşılığını padişahtan ister ve bekler bir haldedir. Bir eziyetle karşılaştığı veya kendisinden yüz çevrildiğini gördüğü zaman ona: Ben şöyle şöyle yapmadım mı? Der ve yaptıklarını başa kakar. Bunu diliyle söylemese bile içinden geçirir. Allah hakkında da böyle bir şeyi tahayyül etmek insanın cehaletinin ve zulmünün bir eseridir(Kaidetün Celiletün fi,t-Tevessüli ve-l-Vesile.s.103)



Muhaddis Muhammed Nasıruddin el-Elbânî şöyle dedi:

"Bu iki hadis (Bu iki hadisten diğeri el-Elbani,nin kitabında geçmktedir) zayıf olmakla beraber yaratılanla tevessül yapılabileceğine de kesinlikle delâlet etmez. Ancak olsa olsa, önceden sözü edilen meşru tevessülün bir çeşidini ifade edebilir ki o da Allah Tealanın sıfatlarından birisiyle tevessül demektir. Çünkü her iki hadiste de isteyenlerin Allah üzerindeki hakkı ile ve namaz kılanların yürüdükleri yolun hakkı ile tevessül etmekten söz edilmektedir. Allah tealaya dua edenlerin Allah üzerindeki hakları nedir? Şüphesiz dualarının kabulüdür. Kullarının dua edenlerin Allah üzerindeki hakları nedir? Şüphesiz dualarının kabulüdür. Kullarından dualarını kabul etmek, Allah Teala'nın sıfatlarından bir sıfattır. Müslümanların camiye gitmelerinin durumu da aynıdır. Camiye giden müslümanların Allah üzerindeki hakkı Allah'ın onları affetmesi ve cennetine sokmasıdır. Allah Teala'nın affetmesi, merhameti ve kendisine itaat edenlerden bazı kullarını cennete sokması bütün bunlar O'nun sıfatlarından bir sıfattır.

Artık bununla anlarsın ki bid'atçıların kendileri için delil olarak kullandıkları bu hadis aslında onların aleyhine bir delildir. İyice düşünen bir kimse bu hadisin bizim lehimize onların aleyhine bir delil olduğunu anlar(el-Elbani et-Tevessül Envauhu ve Ahkamuhu s.109-110)

Muhaddis Hammad b. Muhammed el-Ensârî dedi ki:

Bütün bunlarla birlikte hadis, konunun dışındadır. Çünkü el-Ğımari bu hadisi zatlarla tevessüle delil olarak getirdi. Halbuki hadiste zatlarla tevessül konusu yoktur. Bilakis hadiste Allah'ın sadece kendisine dua edenlere ve isteyenlere lütfettiği hak ile tevessül'den söz edilmektedir ki bu hak, o duanın Allah tarafından kabulüdür. Nitekim Allah Teala "Bana dua edin, sizin duanızı kabul edeyim" buyurmaktadır.

4- "İşlerinizde çaresiz kaldığınız zaman kabir ehline (yatırlara) müracaat ediniz." veya: "Ne yapacağınızı bilemez /şaşkın bir duruma düştüğünüz zaman kabir ashabından (ölülerden) yardım isteyiniz."

Bu, mevzu/ uydurma bir hadistir.

Şeyhulislam İbn Teymiyye şunları söyledi:

“Hadis ilmine vakıf insanların icmaına göre bu hadis Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e iftira yoluyla uydurulmuş yalan bir hadistir. Alimlerden hiç kimse böyle bir şey rivayet etmemiştir, güvenilir hadis kitaplarında da böyle bir şey yoktur (*)



(*)- Bak: Kâidetun celiletun fi't-tevessuli ve'l-Vesîle, s. 267. Kıtabın tahkikçisi Rabî b. Hâdî el-Medhalî dedi ki: “Ben bunu araştırdım ve sadece Acluni'nin Keşfül-Hafa isimli eseri, c.I, s.85'te şu lafızlarla buldum: "Ne yapacağınızı bilemez şaşkın bir duruma düştüğünüz zaman kabir ashabından (ölülerden) yardım isteyin" Aclûnî bunu, h. 940 yılında vefat eden İbn Kemal Paşa’ya nisbet etti. İbn Kemal Paşa’nın biyoğrafisi için Mucemü'l-Müellifin, c.I, s.238'e ba İbn Kemal Paşa Osmanlı alimlerindindendir, fakat hadis uzmanı değildir.!”



İbn Teyymiyye başka bir yerde de şunları söyledi:

"Onlar -yani bid'atçılar- hadis ilminin uzmanlarınca yalan kabul edilen bir hadisi rivayet ediyorlar. O da şudur: İşleriniz sarpa sardığı zaman kabir ehline müracaat ediniz. Bu hadis olsa olsa ancak şirke kapı açmak için uydurulmuştur (Mecmüu,l-Fetava c.II.s.293)

Allah rahmet eylesin İbnu'l-Kayyim, kabirlere ibadet edenleri bu fitneye düşüren sebepleri sayarken şöyle dedi.

Bu sebeplerden birisi de uydurulmuş yalan hadislerdir. Bu hadisleri Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in üzerinden uyduranlar putperestlere benzeyen kabir perestlerdir. Bunlar Peygamber'in dinine de onun getirdiği şeylere de aykırıdır. Şunlar bunun örneğidirler:

"İşleriniz sarpa sardığı zaman kabir ehline müracaat edin/ ölülere sarılın."

"Biriniz bir taşa hüsnüzan beslerse o taşın ona faydası dokunur (*)


(*)-272 Büyük alim es-Sehavi, el-Mekasıdu'l-Hasene isimli eserinde s. 542, no: 883'te dedi ki: “İbn Teymiye bunun yalan olduğunu söyledi. Benzeri bir sözü bizim hocamız -İbn Hacer- söyledi ve bu hadisin aslı yoktur, dedi. Bak: el-Hindî, Tezkiratü'l-Mevuduat, s. 286, s. 286; el-Kinanî, Tenzihu'ş-Şeria, c: II, s. 316; Molla Aliyyü’l-Kârî, el-Esraru'l-Merfua, s.282, no: 376.



İslam dinine aykırı olan bunlara benzer hadisleri müşrikler uydurmuşlardır ve onlara benzeyen cahiller ve sapıklar arasında da çok yaygındır/ revaçtadır. Allah Teala, Peygamberini taşlara hüsnüzan besleyenlerle savaşması için gönderdi ve onun ümmetini her türlü yolla kabirler fitnesinden sakındırdı (İğasetü,l-Lehfan min mesayidi,ş-Şeytan c.1.s.243)

5- Enes b. Malik'in şöyle dediği rivayet edilir: Ali'nin annesi Fatıma binti Esed vefat ettiği zaman Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem onun yanına girdi, başucunda oturdu ve dedi ki:

"Allah sana merhamet etsin! Şüphesiz sen benim ikinci annemdin, beni doyurduğun halde kendin aç kalırdın, beni giydirdiğin halde kendini giydiremezdin, bana yedirdiğin halde kendin güzel yemeklerden mahrum kalırdın. Bütün bunları Allah rızası ve ahiret gayesiyle yapardın"

Sonra Peygamber onun üçer üçer yıkanmasını emretti. İçinde kafur bulunan suya sıra gelince Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem onu kendi eliyle döktü.

Sonra Rasûlullah kendi gömleğini çıkardı, onu ona giydirdi ve üstüne de kefeni örttü. Sonra Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Üsame b. Zeyd'i, Ebû Eyyub el-Ensari'yi Ömer b. el-Hattabî ve zenci bir genci kabrini kazmaları için çağırdı. Kabre ulaştıklarında onu Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem da kazdı ve toprağını elleriyle çıkardı. Kazma işi bitince Rasûllulah sallallahu aleyhi ve sellem kabre girdi ve yan yatarak şöyle dua etti:

"Allah, dirilten ve öldürendir. O, ölümsüz bir hayata sahiptir. Annem Fatıma binti Esed'in günahlarını bağışla -Münker nekir melekleri karşısında söyleyeceği- huccetini aklına getir. Peygamberinin ve benden önceki peygamberlerinin hakkı için kabrini genişlet. Çünkü sen merhametlilerin en merhametlisisin
(*)



(*)-274 Taberanî, el-Mu'cemu'l-Kebir, C.XXIV, s. 352; el-Mu'cemü'l-Evsat, C.I, s. 152; Ebu Nuaym, Hılyetü'l-Evliya, c.III, s.121. Bu hadisi Ravah b. Salâh, Süfyan es-Sevri'den; O, Asım el-Ahvel'den; o da Enes'ten rivayet etti. Bu seneddeki Ravh b. Salâh zayıftır. Onu cumhur da zayıf görmüştür. Hadisçilerin bildirdiğine göre o münker hadisler rivayet etmiştir.



Hadisin senedinin tahrici ve zayıflığının beyanı konusunda daha geniş bilgi için bakınız: es-Sehsevânî el-Hindî, Siyanütü'l-İnsan, s. 128; el-Ensari, Tuhfetü'l-Kârî, hadis no: 1; Salih b. Abdülaziz Alu’ş-Şeyh, Hazihi Mefahimüna, s. 58; el-Elbâni, Silsiletü'l-Ehadisü'z-Zaife ve'l-mevdua, no:23.



Bu hadis münkerdir, batıldır.

Abdurrahman ed-Dûsiri dedi ki:

"Bu hadis dirayeten -yani mantıki yönden de sahih değildir. Çünkü metninin biçimi, lafızlarının yetersizliği ve içindeki mübalağa onun sabit olmadığının /asılsız olduğunun ve fazlasıyla garip bir rivayet oluşunun delilidir. Ayrıca senedinde de zayıflık vardır (Onun açıklaması için es-Sehsevani el-Hindi,nin Sıyanetü,l-İnsan isimli kitabının bakınız .s.129)

6- "Benim hayatta olmam sizin için hayırlıdır; siz konuşursunuz ve size konuşulur (yani sizinle konuşabilirim). Benim vefatım da sizin için hayırlıdır, çünkü amelleriniz bana arzolunur; iyi bir şey görürsem Allah'a hamdederim. Kötü bir şey görürsem, sizin için Allah'tan bağışlanma dilerim(*)



(*)- Muhaddis el-Elbânî, es-Silsiletü'z-Zaife, no: 9754te şöyle dedi: Hadis Nesai'nin Sunen'inde 1. cilt, 1894da geçmektedir. Ayrıca Hafız (ibn Hacer) bu hadis süfyan ve Abdullah ibn es-Saib zinciriyle gelen pek çok yolla zikretmiştir. Bu hadis Taberânî'nin el-Mucemü'l-kebir'in'de (3/81/2), Ebu Nuayım'ın Ahbaru Esfehan da (2/205), İbnu Asakir'de (9/19/2) de geçmektedir. Ayrıca hadisin tahrici konusunda bak: Salih Alu'ş-Şeyh, Hazihi Mefahimuna, s.56-88.



Bu hadis zayıftır, münkerdir.

Muhaddis Nasıruddin el-Elbânî dedi ki:

"Özet olarak bu hadis bütün yollarıyla zayıftır. Bunların en iyisi Bekr b. Abdullah el-Müzeni'nin hadisidir, o da mürseldir. Muhaddislere göre mürsel, zayıf hadisin kısımlarındandır. Sonra İbn Mes'ud hadisi gelir, o da hatadır. En kötüsü ise iki yolla gelen bu Enes hadisidir (el-Elbani es-Silsiletü,z-Zaife no : 975)

Salih b. Abdülaziz Alu'ş-Şeyh şunları söyledi:

"Hadis sabit olsa bile içinde "Sahibü'l-Mefâhim'in iddia ettiği Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in ümmeti için yapacağı genel istiğfar ile tevessülün cevazına dair bir şey bulunmamaktadır. Çünkü Rasûlullah'ın hayata iken ümmeti için dua etmesi ve Allah'tan onlar için -bir şeyler- istemesi, onun öldükten sonraki istiğfarından -eğer o da sabit ise- daha derin ve daha kesindir. O hayatta iken mevcut olan bu sebep, ölümünden sonra hükmün bağlandığı sebebin aynısıdır(*) Böyle bir iş, yani Rasûlullah hayatta iken gereğini yerine getirerek onun genel istiğfarıyla tevessül meşru/ve caiz olmayınca, ölümünden sonra onu ihdas etmenin bid'at olduğu da anlaşılmış olur. (*)-Yani Peygamber hayatta iken onun genel istiğfarıyla tevessül hangi sebepten caiz değilse ölümünden sonra da aynı sebeple caiz değildir.

En hayırlı ilk üç nesilden hiç kimsenin, bid'at aşıklarının ve sünnet kaçkınlarının uydurduğu böyle bir tevessülü yapmamış olmaları da bunu teyit eder (Salih Alu,ş-Şeyh Hazihi Mefahimuna.s.88)

Bil ki, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e getirdiğimiz salât ve selamlar hariç bizim amellerimizden hiç birisi ona arz edilmez.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

"Allah'ın yeryüzünde seyahat eden melekleri vardır. Onlar ümmetimin selamını bana ulaştırırlar (Nesai Kitabu,s-Sehv,Babu es-Selamu alenebiy el-Elbani Sahıhu Suneni en-Nesai,c.I.s.274)

"Bana salavat getirin; Çünkü nerede olursanız olun sizin salavatınız bana ulaşır (Ebu Davud Kitabü,l-Menasık Babu Ziyarati,l-Kubur el-Elbani Sahıhu Suneni Ebi Davud.c.I.s.383)

Sahih hadislerde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in vefatından sonra ümmetinin amellerinden hiçbir şeyi bilemiyeceğini beyan eden bilgiler geçmektedir.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır:

"Ben Havuz'un başına sizden önce varacağım kim orada bana uğrarsa ondan içecek; kim ondan içerse ebediyen susuzluk çekmeyecek. Bir takım topluluklar, orada bana uğrayacaklar, ben onları tanıyacağım, onlar beni tanıyacaklar. Sonra onlarla benim arama engel konulacak."

Başka bir rivayette şu ifadeler geçer:

"Ben diyeceğim ki: Onlar bendendir. Denilecek ki: Sen, onlar senden sonra neler uydurdular bilmiyorsun. Ben diyeceğim ki: Benden sonra dinde değişiklik yapanlar benden uzak dursunlar, uzak dursunlar (Buhari Kitabu,r-Rikak Babun fi,l-Havz)

Bu, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in öldükten sonra ümmeti içinde neler olacağını bilmediğine delâlet eder. Bu gerçek deliller, senedi sahih bile olsa sözü geçen hadisin geçerli olmadığına delâlet ederler. Senedi de zayıf olduğuna göre nasıl geçerli olsun ki!!

7- Ümeyye b. Abdillah b. Halid el-Esid'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:

"Allah'ın Rasûlü fakir muhacirlerle tevessül ederek savaşta başarılı olmayı Allah'tan diliyordu
(*)



(*)-el-Elbânî dedi ki: Taberânî bu hadisi, Mu’cemü’l-Kebîr (1/81/2) de Muhammed b. İshak b. Rahveyh'ten, O İsa b. Yunustan, o babasından, o da dedesi Ümeyye'den nakletmiştir. Hadisin dönüp dolaşıp bu Ümeyye'ye dayandığını söyleyebilirim. Ümeyye sahabi değildir. O halde hadis mürseldir. İbn Abdilberr, el-İstiab, c.I, s. 384 de dedi ki: Bana göre o sahabi değildir, hadis mürseldir, el-İsabe, C.I, s.33'te de aynı şey söylenir. Ben derim ki: Böylece hadisin zayıf olduğu ve delil olamayacağı ortaya çıktı. Bak: et-Tevessül, s. 113-114.



Muhaddis Muhammed Nasıruddin el-Elbânî dedi ki:

"Hadis sahih bile olsa Ömer hadisi ve ama hadisi gibi sadece salih kişilerin duasıyle tevessüle delâlet eder.

el-Münavi, Feydu'l-Kadîr, c.V, s. 219'da: "Ey kafirler, eğer siz fetih istiyorsanız işte size fetih geldi(Enfal : 19) ayetinden dolayı hadiste geçen "yesteftihu" kelimesinin savaşta zafere ulaşmayı istemek anlamına geldiğini söyledi. Bunu Zemahşerî zikretti. Hadiste geçen "bisaaliki'l-Muhacirin" tabiri, "Malı mülkü olmayan fakir muhacirlerin duasıyla" demektir.

Ben derim ki: Bu tefsir Nesâî'nin II/15'te tahriç ettiği şu hadise dayanmaktadır:

"Allah Teala bu ümmete sadece zayıfları, onların duaları, namazları ve ihlasları sebebiyle yardım eder." bu hadisin senedi zayıftır. Aslı Sahihu'l-Buhârî C: VI, s. 67'dedir. Hadisi şerif, yardım istemenin salihlerin zatlarıyla ve makamlarıyla değil sadece dualarıyle yapılacağını beyan ediyor. Kays b. er-Rabi'in rivayetinde bu hadisin "Fetih talep ederdi, yardım talep ederdi..." lafızlarıyla geçmesi de bunu te'kit ediyor. Bununla öğrendik ki salihlerle yardım talep etmek, onların duasıyla, namazlarıyla ve ihlaslarıyla olur. İstiftah/ fetih istemek de böyledir.

Eğer sahih ise bu şekliyle hadis meşru tevessül için delil olduğu gibi, bid'at tevessülün reddi için de hüccet olur(el-Elbani et-Tevessül Envauhu ve ahkamuhu s.114-115)

8- "Allah Teala'nın kendisine Kur'an ezberlemeyi ve çeşitli ilimleri öğrenmeyi nasip etmesini isteyen kimse şu duayı temiz bir kaba veya cam bir kabın yüzeylerine bal, zaferan ve yağmur suyu karışımı ile yazsın, sonra onu aç karnına içsin, üçgün oruç tutsun, onunla iftar etsin ve namazlarının arkasından şu duayı okusun:

Allah'ım ben senden, istenilen bir kimse olduğun için istiyorum. Kimse senin gibi istemedi ve istenilmedi. Peygamberin Muhammed, Halilin İbrahim, sırdaşın Musa; ruhun, kelimen ve önem verdiğin İsa hakkı için senden istiyorum
(İbnu,l-Cevzi el-Mevzuat c.II.s.174 İbn Arrak Tenzihü,ş-Şer,ia c.II.s.322 es-Suyuti el-Lealiü,l-Mesnua,c.II.s.356)

Şeyhulislam İbn Teymiyye dedi ki:

"Musa b. Abdurrahman es-San'ani -ki tefsir sahibidir- bunu İbnu Abbas'tan gelen senediyle merfu olarak rivayet etti. Kendisi yalancı bir adamdır. Ebû Ahmed b. Adiy onun rivayet ettiği şeylerin münker olduğunu söyledi. Ebû Hatim İbn Hıbban onun hakkında şunları söyledi: Hadis uyduran bir deccaldir, İbn Cüreyc, Ata ve İbn Abbas senedini kullanarak tefsir konusunda bir kitap uydurdu ve bunu da Kelbi'nin ve Mukatilin sözlerinden derledi. Bu hadisin bir benzeri -Oruç kısmı hariç- İbn Mes'ud'dan rivayet edilir. Onun senedi şöledir: Musa b. İbrahim el-Mervezî, Veki'den; O, Şekik'ten O da İbn Mes'ud'dan rivayet etti. Bu Musa b. İbrahim hakkında Yahya b. Maîn çok yalancıdır, dedi. Darekutnî, Metruk oldğunu söyledi. İbn Hıbban ise şöyle dedi: Çok dalgındır, telkine açıktır, bu yüzden terkedilmeyi hak etmiştir (Kaidetun Celiletun fi-t-Tevessuli ve-l-Vesile s.176-178)


www.ehlieser.blogcu.com adresinden alınmıştır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Bid'at Tevessülün Yayılmasına Yol Açan Sebepler

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var: Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Allah'ın Selamı, Rahmeti ve Bereketi Hidayete Tabi Olan Kullarının Üzerine Olsun... :: DİNİ KONULAR :: Tasavvuf -