Allah'ın Selamı, Rahmeti ve Bereketi Hidayete Tabi Olan Kullarının Üzerine Olsun...

İSLAMİ BİLGİ PAYLAŞIM SİTESİ
AnasayfaTakvimSSSAramaKayıt OlGiriş yap

Vesile Konusunda Zayıf ve Uydurma Hadis Rivâyetleri

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek
Yazar Mesaj
e-mir
Admin
Admin
avatar
Yaş :
Kayıt tarihi : 02/02/09
Mesaj Sayısı : 1596
Nerden :
http://www.rahmet.yetkin-forum.com
MesajKonu: Vesile Konusunda Zayıf ve Uydurma Hadis Rivâyetleri Perş. 25 Ağus. 2011, 00:21

Vesile Konusunda Zayıf ve Uydurma Hadis Rivâyetleri



Bid’at olan tevessülü câiz görenler, birçok hadisi kendileri için delil olarak göstermişlerdir. Bu hadisleri incelediğimizde, iki tür etrafında kümelendiğine şâhit oluruz.



a) Rasûlullah (s.a.s.)'a nisbeti sahih olan, fakat onların istek ve arzularını desteklemeyen hadisler. "Âmâ sahâbî hadisi" gibi.



b) Rasûlullah (s.a.s.)'a nisbeti sâbit olmayan hadis rivâyetleri. Bu hadislerin de bazısı onların iddiâlarına delâlet etmekte, bazısı ise etmemektedir. Böyle sahih olmayan hadis rivâyetleri çoktur. Biz burada yaygın olan birkaçını zikretmekle yetineceğiz:



Ebû Saîd el-Hudrî'den merfû olarak rivâyet edilmiştir. "Kim namaz kılmak üzere evinden çıkar ve 'Allah'ım! Senden isteyenlerin Senin katındaki hakkı için Senden istiyorum. Yürüyüşüm hakkı için Senden istiyorum. Çünkü ben ne kibirlenmek ne de böbürlenmek için ve ne görsünler ve ne de duysunlar diye evden çıktım. Senin kızmandan sakınmak ve Senin rızânı talep etmek için çıktım. Bu sebeple cehennem ateşinden beni korumanı ve günahlarımı örtmeni senden istiyorum. Çünkü günahlarımı bağışlayacak ancak Sensin' diyerek duâ ederse Allah o kişiye rızâsıyla yönelir ve ona yetmiş bin melek istiğfar eder."



Bu hadisi Ahmed bin Hanbel Müsned'inde (3/21) rivâyet eder. İbn Mâce de rivâyet etmiştir. Bu konuda el-Ehâdîsu'd-Daîfe, no: 24'e bakılabilir).



Bu hadis zayıftır. Çünkü hadisi Ebû Saîd el-Hudrî'den rivâyet eden, Atiyetü'l-Avfî'dir. Atiye de zayıftır. Nevevî, el-Ezkâr'da, İbn Teymiyye el-Kaidetu'l-Celîle'de, Zehebî de el-Mîzân'da bunun benzerini söylemişlerdir. Zehebî, ed-Duâfâ c. 1, s. 88'de, ittifakla zayıf kabul edildiğini söyler. Heysemî, Mecmau'z-Zevâid'de (5/236) birkaç yerde aynı şeyi söylerken Buseyri de zayıf olduğunu vurgular (Muhammed Nâsıruddin el-Elbânî, Tevessül, Guraba Y. s. 134-140; A. Yıldırım, 275).



Sıddık Han'ın kendisinden rivâyet ettiği Bilal'in hadisi: "Allah'ın Rasûlü namaza giderken şöyle bir duâ okuyordu: "Allah'ın adıyla Allah'a iman ettim. O'na dayandım. Güç ve kuvvet Allah'tandır. Allah'ım! Senden duâda bulunanların ve bu çıkış sebebinin, bu yönelişimin hakkı için, hiç şüphesiz ben şefaatli çıkmadım."



Hadis rivâyeti böylece devam ediyor. Bu hadisin senedi kesinlikle zayıftır. Senetteki el-Vazi yalancıdır. Bu kişi, ittifakla zayıf ve münkeru'l-hadistir. İbn Ma'n ve Nesâî, onun güvenilir birisi olmadığını söyler. El-Hakîm, "o mevzû hadis rivâyet eder" demiştir. (el-Elbânî, a.g.e. s. 140-142). Zayıf olduğu kesindir (A. Yıldırım, s. 276)



Ebû Umâme'nin şöyle dediği rivâyet edilir: "Allah Rasûlü sabah ve akşam şöyle duâ ederdi: "Allah'ım! Yalnız Sen tapılmaya ve anılmaya müstehaksın. Gökleri ve yeri aydınlatan yüzünün nûru hakkı için, Sana ait her hak için ve Senden isteyenlerin hakkı için Senden bu akşam ve sabah vaktinde beni kabul buyurmanı ve kudretinle beni cehennemden korumanı istiyorum."

El-Heysemî, Mecmeu'z-Zevâid'de (c. 10, s. 117) şöyle diyor: Râvîlerin arasında Fudayl bin Cübeyr vardır. Bu kişi zayıftır, zayıf olduğu ittifakla sâbittir. Bana göre de (el-Elbânî) zayıf olduğu kesindir (el-Elbânî, a.g.e., s. 142-143). Rivâyetin uydurma olma ihtimâli yüksektir (A. Yıldırım, s. 276)



Enes bin Mâlik'in şöyle dediği rivâyet edilir: "Ali'nin annesi, Hişam'ın oğlu olan Esed'in kızı Fâtıma ölünce, mezar kazmak için Ebû Eyyûb el-Ensârî, Ömer ibnu'l-Hattâb ve zenci bir genci çağırır. Mezar bittiğinde, Allah Rasûlü gelir ve içinde yan yatarak şöyle duâ etmeye başlar: "Dirilten ve öldüren yalnız Allah'tır. O, ölümsüz bir hayata sahiptir. Annem Fâtıma binti Esed'in günahlarını affet, ufkunu aç. Nabî'nin ve benden önce peygamberlerin hatırı için kabrini genişlet. Çünkü ancak Sen erhamu'r-râhimînsin!" (Zayıftır, bkz. el-Elbânî, a.g.e., s. 143-146; A. Yıldırım, s. 273-274)



Ümeyye bin Abdullah bin Hâlid bin Esid'in şöyle dediği rivâyet edilir: "Allah Rasûlü fakir muhâcirlere tevessül ederek, Allah'tan fetih talebinde bulunuyordu." (Bu rivâyet zayıftır, bkz. el-Elbânî, a.g.e., s. 146-148) Umeyye bin Hâlid anlatıyor: Rasûlullah (s.a.s.) "Fakir olan muhâcirler hürmetine müslümanlara zafer ve yardım ihsân etmesini Allah'tan dilerdi." Hadisi Taberânî rivâyet etmiştir. Ancak hadisi rivâyet eden Umeyye bin Hâlid'in Hz. Peygamber'le görüşüp görüşmediği tartışmalıdır. Genel olarak kaynaklar onun Hz. Peygamber'le görüşmediği ve ondan mürsel hadisler rivâyet ettiğini kaydederler.



Ömer ibnu'l-Hattâb (r.a.)'dan merfû olarak şöyle bir hadis rivâyet edilmiştir: "Âdem hata işlediği zaman dedi ki: 'Ey Rabbim! Muhammed'in hakkı için Senden af diliyorum.' Allah dedi ki: 'Ben onu yaratmadan nasıl Muhammed'i tanıdın?' Âdem dedi ki: 'Ey Rabbim! Sen beni elinle yaratıp rûhundan bana üflediğin zaman, başımı kaldırdığımda Arş'ın sütunları üzerinde 'Lâ ilâhe illâllah, Muhammedun Rasûlullah' yazılı olduğunu gördüm. Böylece anladım ki, mahlûkattan ancak en sevdiğini ismine izâfe eder, isminle beraber zikredersin.' Allah da dedi ki: 'Seni affettim. Eğer Muhammed olmasaydı, seni yaratmazdım." Bu hadis rivâyeti kesinlikle zayıf veya uydurmadır. Aynı zamanda Kur'an'a da muhâliftir (Bkz. el-Elbânî, a.g.e., s. 148-163). Rivâyetin uydurma olduğu açıktır (A. Yıldırım, s. 274-275).



"Benim makamımla tevessülde bulunun! Zira benim Allah katındaki makamım büyüktür!" Bu hadis rivâyetini, onlardan bir kısmı da şu ifâdelerle rivâyet etmiştir: "Allah'tan bir şey istediğiniz zaman, benim makamımla isteyin. Çünkü benim makamım, Allah indinde büyüktür." Hadis kitaplarında böyle bir rivâyet yoktur. Bu rivâyetler asılsız ve bâtıldır. Bunu, ancak hadisten haberdar olmayan bazı câhil kişiler rivâyet etmişlerdir. Bu rivâyet uydurma olmalıdır (bkz. el-Elbânî, a.g.e., s. 163-166).



"Ömer'in zamanında bir ara kıtlık başladı. Bu günlerde, adamın biri Nebî'nin kabrine gelerek şöyle demeye başladı: 'Ey Allah'ın Rasûlü! Ümmetin için Allah'tan yağmur talep et! Zira onlar helâk oldular.' Adama, rüyasında 'Ömer'e git' denilir." Rivâyet devam ediyor. Bu rüyayı gören kimsenin Bilal ibnu'l-Hâris el-Muzeni adında bir sahâbî olduğu söylenir. Bu rivâyet zayıftır (bkz. el-Elbânî, a.g.e., s. 166-174).



Dârimî, Sünen'inde (1/44), Ebû Nu'man, Said bin Zeyd, Amr bin Mâlik el-Nerî kanalıyla, Ebu'l-Cevzî Evs bin Abdillah'ın şöyle dediğini rivâyet etmiştir:"Medine halkı şiddetli bir kıtlığa dûçar olmuştu. Bu durumu Âişe'ye ilettiler. 'Nebî'nin kabrini koruyun ve üstünde göğe bakar bir pencere açın' dedi. Onlar da dediğini yaptılar. Ardından öyle bir yağmur yağdı ki, otlar yeşerdi ve develer çatlarcasına semizleşti. Bu nedenle o yıla 'çatlak (fıtık) yılı' adı verildi." Üç sebepten bu rivâyet zayıftır, hüccet sayılmaz (bkz. el-Elbânî, a.g.e., s. 178-183).



Hz. Osman'ın hilâfeti döneminde, ihtiyaç sahibi bir kişi bu ihtiyacından dolayı, Hz. Osman ile görüşmek için uzun süre yanına gidip geliyor, fakat Hz. Osman, ona aldırış etmiyor ve ihtiyacını görmüyordu. Bir gün Osman bin Huneyf ile karşılaştı ve durumunu ona şikâyet etti. O da kendisine: 'Git, güzel bir abdest al. Sonra iki rekât namaz kıl ve Cenâb-ı Hakk'a şöyle duâ eyle: 'Allah'ım, rahmet peygamberi olan Muhammed (s.a.s.) ime Sana yöneliyorum. Onun hatırı ile Senden diliyorum. Yâ Muhammed, ben seninle Rabbime ihtiyacımı gidermesi için yöneliyorum. İhtiyacım hallolsun' de, sonra da hâcetini Allah'a arzet' dedi. Adam da kendisine söyleneni yaptı. Sonra Hz. Osman'a gitti. Kapıcı gelip adamın elinden tuttu ve onu huzura çıkardı. Hz. Osman bu zâta dedi ki: 'Gel yanıma otur, ihtiyacın nedir onu söyle.' Bu zat diyor: Hz. Osman ihtiyacımı yerine getirip bana şöyle dedi: 'Kusura bakma, şimdiye kadar hiç ihtiyacını hatırlamadım, onun için geç kaldı. Ne zaman bir ihtiyacın olursa sen hemen gel, ihtiyacını hallederim."



Rivâyeti Beyhakî rivâyet etmiştir. Kaynaklar olayın râvîlerinden Şebîb bin Said'in sika olduğunu kaydetmek ise de, kıssayı ondan nakledenlerden oğlu İsmail hakkında bilgi vermemekte, diğer râvî İbn Vehb ise sika kabul edilmemektedir (İbn Ebî Hâtim, el-Cerh, IV/359; Zehebî, Mîzân II/262; İbn Adî, el-Kâmil IV/30-31; İbn Hacer, Tehzîb IV/306-307). Elbânî ise bu kıssanın zayıf ve münker olduğunu söyler (Tevesssül, s. 126). Görüldüğü gibi isnâdında problem bulunan ve Hz. Osman'ın kişiliyle bağdaşmayan (Tevessül, 130-131) bu olay, konuyla ilgili kabul edilebilecek bir delil hüviyetinde değildir (Ahmet Yıldırım, Tasavvufun Temel Öğretilerinin Hadislerdeki Dayanakları, TDV Y. s. 272).



İbn Abbas'tan nakledilen bir habere göre Hayber yahûdileri Gatafan kabilesiyle savaşır, karşılaştıklarında hep Hayber yahûdilerini hezimete uğratır, yahûdiler de şu duâ ile Allah'a sığınırlardı: 'Allah'ım! Kitabımızda yazıldığını gördüğümüz Nebî'ni gönder de müşrikleri cezâlandırıp öldürelim.' 'Allah'ım! Tevrat'ta vasıflarını bulduğumuz âhir zamanda gelecek Peygamberinle Sana tevessül ediyoruz, bize yardım et!' 'Allah'ım! Ümmî olan Nebi'nle Sana tevessülde bulunuyoruz, bize fetih ve zafer ihsan eyle!"



Hâkim'in garip olarak nitelendirdiği rivâyetin râvîlerinden Abdulmelik bin Hârun bin Antere muhaddislerce zayıf ve yalancı kabul edilmiştir (Ukaylî, ed-Duâfâ, III/38-39; Hâkim, Müstedrek, II/263). İbn Teymiyye bu rivâyeti Abdulmelik bin Hârun bin Antere'nin yalanıyla bilinen kimse olmasından dolayı kabul etmemektedir. Uydurma olduğu açıktır (A. Yıldırım, s. 276-277)



Ebû Hureyre'den, Rasûlullah (s.a.s.) buyurdu: "Bir kimse bana salât u selâm getirirse Allah Teâlâ ruhumu iâde eder ve ben o kimsenin selâmına karşılık veririm."



Hadisi Ebû Dâvud, Ahmed bin Hanbel ve Beyhakî rivâyet etmişlerdir. Heysemî isnâdında bulunan Abdullah Yezid el-İskenderânî'yi tanımadığını, Mehdî bin Ca'fer'in sika olmasına rağmen bunda ihtilâf olduğunu bildirmektedir. İsnâdında problem bulunan rivâyete ihtiyatla yaklaşmak gerekir (zayıftır) (A. Yıldırım, s. 278).



Ebû Hureyre'den, Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurdu: "Bir adam tanıdığı bir kabrin yanından geçip selâm verirse, kabir sahibi o kişinin selâmını alıp onu tanır."



Suyûtî rivâyeti Hatîb Bağdâdî'nin ve İbn Asâkir'in Ebû Hureyre'den rivâyet ettiğini söylemekte ve herhangi bir hüküm vermemektedir. Mûteber kabul edilen kaynaklarda yer almayan rivâyetin uydurma olma ihtimali bulunmaktadır (A. Yıldırım, s. 280).



Utbe bin Gazvan merfû olarak şöyle rivâyet etmiştir: "Sizden biriniz bir şeyini kaybeder ve dostu olmadığı bir yerde birinden yardım isterse şöyle desin: 'Ey Allah'ın kulları, bana yardım edin' desin. Çünkü Allah'ın bizim göremediğimiz kulları vardır. Bu tecrübe edilmiştir."

Taberânî, el-Mu'cemu'l-Kebîr, 17/118). Heysemî, isnâdındaki Yezid bin Ali'nin Utbe'ye ulaşmadığını ve birkısım râvîlerin zayıf kabul edildiğini belirtmektedir. Elbânî de rivâyetin zayıf olduğunu belirtir (Daîfe, II/109-111, h. no: 655)



İbn Abbas merfû olarak şöyle rivâyet etmiştir: "Allah'ın yeryüzünde hafaza melekleri dışında melekleri vardır. Bunlar ağaçtan düşen yaprakları yazarlar. Sizden birisi çölde yolunu kaybederse, 'Ey Allah'ın kulları, bana yardım edin!' diye bağırsın."



Elbânî bu rivâyetin İbn Abbas'ın mevkufu olduğunu söyler (Elbânî, Daîfe, II/111-112)

İbn Mes'ud'dan, Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: "Sidne birinin bir hayvanı ıssız bir yerde kaybolursa 'Ey Allah'ın kulları, bana yardım edin!' diye bağırsın. Allah'ın yeryüzünde hazır kulları vardır, ona yol gösterirler." (Ebû Ya'lâ, Müsned, IX/177, h. no: 5269; Taberânî, el-Mu'cemu'l-Kebîr, X/217).



Heysemî, isnâdında zaif râvî Ma'rûf bin Hassân bulunduğunu söyler. Elbânî de rivâyete zayıf der (Daîfe, II/108, h. no: 655). Said Havvâ, bu (son üç rivâyetle) ilgili şöyle değerlendirmelerde bulunur: Mutasavvıfların, şeyhleri ve velîleri çağırma ve onlardan bir şeyler isteme konusunu genişçe ele almalarında dayandıkları rivâyetlerin tümü bunlardır. Bunları araştırdığın zaman mutasavvıflar için sağlam bir delil olmadıklarını görürsün. Utbe bin Gazvân'ın rivâyeti munkatı'dır, özellikle akaidle ilgili meselelerde kendisiyle ihticac edilemez, sağlam bir delil değildir. İbn Mes'ud'un rivâyetine gelince, bu rivâyet zayıftır. Akaidle ilgili meselelerde delil kabul edilmediği gibi, fıkhî meselelerde de delil kabul edilmez. İbn Abbas'ın rivâyetine gelince, hasen (sahihden bir aşağı derece) derecesine ulaşan yalnızca budur. O da meleklerden bahsetmektedir. Melekler hakkındaki bir nassı başkalarına hamletmemiz bir hatâdır (Said Havva, Terc. Cengiz Yağcı, Ruh Terbiyemiz, s. 312). Bu rivâyetlerin zayıf oldukları ve konuyla (mutasavvıfların yanlış tevessül anlayışlarıyla) ilgilerinin olmadıkları göze çarpmaktadır (A. Yıldırım, s. 281-282).


www.ehlieser.blogcu.com adresinden alınmıştır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Vesile Konusunda Zayıf ve Uydurma Hadis Rivâyetleri

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var: Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Allah'ın Selamı, Rahmeti ve Bereketi Hidayete Tabi Olan Kullarının Üzerine Olsun... :: DİNİ KONULAR :: Tasavvuf -